Türkiye’de COVID-19 aşılaması başlamadan fiyaskoya dönüştü

Barış Demir
14 Ocak 2021

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümeti ve izlediği ölümcül “sürü bağışıklığı” politikası, aşılama kampanyası daha başlamadan bir fiyaskoya yol açıyor.

Daha önce Aralık ayı sonunda aşılamanın başlayacağı ve Ocak ayı sonuna kadar 20 milyon doz aşının hazır olacağı açıklanmıştı. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca 7 Ocak’ta yaptığı açıklamada 83 milyon nüfuslu ülke için “50 milyon doz inaktif aşı için kesin anlaşma yapmış” olduklarını söyledi ancak sadece “3 milyon dozluk ilk bölümünün” depolara teslim edilmiş olduğunu ekledi.

Pazartesi günü kabine toplantısının ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, aşılamanın Perşembe veya Cuma başlayacağını söyledi ancak neden hâlâ başlamadığına dair herhangi bir açıklama yapmadı.

Hâlihazırda 3 milyon dozu Çin’den gelmiş olan Sinovac aşısı Türkiye’nin tedarik edeceği ana aşı olacak. WSWS’nin kısa süre önce dikkat çektiği gibi, “Türkiye’de küçük bir araştırmanın ilk bulgularında 7.000 gönüllünün katıldığı testlerden sonra aşının etkinliği yüzde 91,25 olarak görülürken Brezilya’da 12.000 kişilik bir testten sonra yüzde 78’lik bir etkinlik tespit edildi.” Pazartesi günü Endonezyalı yetkililer ülkedeki Sinovac denemelerinde aşının etkinliğini yüzde 65 olarak açıkladılar. Daha sonra Sinovac aşısının Brezilya’daki genel etkinliğinin yüzde 50,38 ölçüldüğü açıklandı.

Bakan Koca ayrıca 8 Ocak’ta “mRNA temelli aşı için de bugün yine bir görüşme yaparak yeni tedarik planını gözden geçirdik. 4,5 milyon doz garanti ve 30 milyon doza kadar anlaşmamız imzalandı” açıklamasını yaptı. Söz konusu mRNA aşısının Pfizer/BioNTec aşısı olduğu tahmin edilmekle birlikte, aşıların ne zaman teslim edileceği konusunda bir açıklama yapılmadı. Türkiye, pek çok ülkede kullanılmaya başlanan diğer aşı üreticileriyle henüz herhangi bir anlaşma yapmış değil.

Türkiye yaklaşık 160 milyon doz aşıya ihtiyaç duyarken sadece 80 milyon dozluk bir anlaşma yapılmış durumda. Şu ana kadar sadece 3 milyon doz aşı tedarik edildi ve henüz kitlesel bir aşılama yapılmadı. Ayrıca yetkililerin açıklamalarında, Türkiye’de aşının hangi tarihte, ne kadar ve kimlere yapılacağı konusunda net bir bilgi bulunmamakta.

Bu şartlar altında hükümet yanlısı şarkıcı Alişan’ın canlı yayında aşılanması sosyal medyada büyük öfke yarattı. Bunun üzerine Alman Nörodejeneratif Hastalıklar Merkezi’nde çalışan Prof. Dr. Çağhan Kızıl, şu tweeti attı: “Henüz sağlık emekçileri ve 65 yaş üstü tam aşılanmamışken elinde mikrofonuyla bu kişi hangi ‘öncelikli’ grupta? Hangi aşıyı oldu?”

Pandeminin halen kontrolden çıkmış durumda olduğu koşullarda, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de uzmanlar ve bilim insanları, COVID-19’un uzun süre tehlike oluşturmaya devam edeceği uyarısında bulunuyorlar. Aşılar yapılana kadar on binlerce insanın gereksiz yere ölmesini engellemek için tam gelir desteği ile birlikte tam kapanma önlemlerinin alınması gerekiyor.

Aşılama kampanyasının erkenden başlatılacağının duyurulmasının, Türkiye’de alınan sınırlı kısıtlama veya kapanma önlemlerinin tamamen ortadan kaldırılmasına veya gevşetilmesine gerekçe sağlamak üzere yapıldığı giderek daha açık hale geliyor. Bankalar ve hükümet, ebeveynleri işe dönmeye zorlamak için 15 Şubat’ta ikinci yarıyıl başladığında tüm bu kısıtlamaları kaldırmak ve okulları yeniden açmak istiyor.

Kısıtlama tedbirlerinin ardından resmi rakamlarda meydana gelen düşüşe rağmen, Türkiye’de vakalar ve ölümler korkunç derecede yüksek bir seviyede kalmaya devam ediyor. Günlük vaka sayısı son günlerde 30 binlerden 10 bin civarına düştü. Resmi günlük ölüm sayısı da 23 Aralık’ta 259 olan rekor seviyeden 180’lerin altına geriledi.

Doğrusu, artık itibarını yitirmiş olan Sağlık Bakanlığı’ndan gelen rakamlara güvenmek için bir neden yok. Bakanlık yakın zamana kadar, semptom göstermeyen veya hafif semptom gösteren vakaları COVID-19 enfeksiyonları olarak bildirmekten kaçınmak için “vakalar” ile “hastalar” arasında keyfi, bilimsel olmayan bir ayrım yaparak doğru pandemi verilerini açıklamayı reddediyordu. Bu örtbas etme karşısında artan halk öfkesi, hükümeti Kasım ayından itibaren toplam vakaları temsil ettiğini iddia ettiği bir rakamı açıklamaya zorladı.

Pandeminin başlamasından bu yana 200’den fazla ülkeden resmi COVID-19 verilerini izleyen Londra merkezli TotalAnalysis araştırma ekibi, Covid Veri Şeffaflık Endeksi’ni (CDTI) yayımladı. Endekse göre Türkiye, güvenilirlikte 100 ülke arasında Sırbistan, Türkmenistan ve Kuzey Kore’den sonra 97. sırada yer alıyor.

Raporda şu ifadelere yer veriliyor: “Son iyileştirmelere rağmen, Türkiye’nin verileri uluslararası standartlara cevap vermiyor ve bu nedenle genel kamuoyunun anlamlı karşılaştırmalar yapması zor. Örneğin, tablo günlük olarak ‘hastalarda pnömoni oranını’ içeriyor ancak pozitiflik ve ölüm oranları gibi küresel verileri hariç tutuyor.”

Hükümetlerin önceliğinin insan hayatını değil, kârları kurtarmaya odaklanması nedeniyle, aşılama çalışmaları her yerde kaos ve beceriksizlikle gölgeleniyor. WSWS’nin daha önce belirttiği gibi, “Koronavirüs pandemisi Avrupa kıtasında kontrolden çıkamaya devam ederken, Avrupa Birliği tarafından düzenlenen aşılama programı şimdiden büyük ölçüde bir fiyasko olarak görülüyor.”

5 Ocak’ta yayımlanan son verilere göre, Fransa 5 bin, İtalya 260 bin, İspanya 139 bin ve Danimarka 63 bin kişiyi aşıladı. Aşı dağıtımının gecikmelere takıldığı Amerika Birleşik Devletleri’nde de durum benzer.

Türkiye’de de egemen sınıf ve hükümet, pandemi ve aşılama politikalarındaki başarısızlığının üstünü örtmek ve yaygın halk öfkesini başka yöne çevirmek için medya yoluyla sahte ve milliyetçi bir kampanya yürütüyor.

Alman şirketi BioNTech’in kurucularından Prof. Dr. Uğur Şahin ve Dr. Özlem Türeci, medyada bir Türk başarı öyküsü olarak sürekli alkışlanıyor. Şahin ve Türeci, önce Der Speigel ve son olarak da Time dergisine kapak oldu. BioNTech’in CEO’su olan Şahin, Forbes milyarderler listesine hızlı bir giriş yaptı. Şahin şu anda 4,2 milyar dolar servetiyle Almanya’nın başlıca milyarderlerinden biri.

Milyarderlerin pandemi vurgunculuğu, aşı dağıtımları tıkanırken yüz binlerce önlenebilir ölüme neden olan aşı fiyaskosunun diğer yüzüdür.

Bu, işçi sınıfı içinde ve sosyal medyada büyük bir öfke yaratıyor. Boston College biyoloji bölümünden Dr. Emrah Altındiş, bilinçli olarak çocuk felci aşısının patentini almamaya karar veren ve “Bu aşının patenti insanlığa ait, Güneşi patentlenebilir misiniz?” diyen Jonas Salk örneğini hatırlatarak şunları belirtti: “%95 koruyuculuğu gösterilmiş bu Pfizer aşısına a) şirketin üretim kapasite limiti b) patent hakları ve c) asinin pahalılığından milyarlar ulaşamayacak.”

Twitter’da bu yorumların altında paylaşılan “Pandemi vurguncuları: Forbes’in küresel milyarderler listesine 50 sağlık devi eklendi” yazısı, bu vurguncuları Türkçede teşhir eden tek makale WSWS’nin bu yazısı olduğu için güçlü bir yanıt aldı.

Milyonlarca kişi daha kapitalist kâr uğruna ölmeden önce, işçi sınıfının harekete geçmesi ve pandemiyi kontrol altına alacak önlemlerin alınmasını dayatması son derece acildir. Bu, bilimin özel kâr için değil, insanlığın yararına kullanılmasını gerektirir. Bunun için de uluslararası işçi sınıfı, sosyalizm mücadelesinin parçası olarak, ilaç devlerini ve tüm büyük sanayi sektörlerini toplumsal ihtiyaçlar için hizmet etmek üzere kamuya ait ve demokratik olarak denetlenen kuruluşlara dönüştürmek amacıyla seferber olmalıdır.