Yılın en iyi filmleri ve dizileri ve kültürel yaşamın yıkıma uğraması

David Walsh ve Joanne Laurier
4 Ocak 2021

Yıl sona ererken, çeşitli egemen seçkinlerin dünya nüfusunu tahrip etmesine izin verdiği COVID-19 pandemisine merkezi bir atıfta bulunmadan 2020’de sanatsal yaşamın veya genel olarak yaşamın herhangi bir yönünü tartışmak mümkün değildir.

Mart sonlarında, “küresel sağlık felaketi ve ekonomik facia”nın benzersiz olduğunu belirterek şöyle yazmıştık: “Kısa vadede sonuç ne olursa olsun, toplumsal yaşam ve bilinç, asla önceki hallerine geri dönmeyecek. Bir eşik aşılmıştır. On milyonlarca insanın gözünde, mevcut düzen, bundan sonra gayrimeşru ve varlıklarını sürdürmelerine yönelik doğrudan bir tehdit olarak görülecektir.”

And Breathe Normally [Rahat Bir Nefes]

Bu noktada bu sözlerin herhangi birini geri almak pek gerekli görünmüyor. Aksine, aradan geçen dokuz ayda, kitlesel ölçekte ölüm ve resmi kayıtsızlığa, polis şiddetine ve toplumsal koşullara yönelik küresel protestolara, faşist komplolara ve şirket-finans oligarşisinin ekonomiyi toptan yağmalamasına tanık olundu. Pandeminin durumu şu anda her zamankinden daha vahim. Giderek büyüyen yoksulluk ve açlığın koşullarında, yoğun bir siyasi istikrarsızlık ortamında, her gün binlerce insan boş yere ölmeye devam ediyor.

Ekim ayında, New Haven, Connecticut’ta bulunan Yale–New Haven Hastanesi’nde çalışan nörolog Anna DeForest, New England Journal of Medicine’de etkileyici bir makale yayımladı. Orada, ölümcül durumda olan, kadın bir koronavirüs hastasına hitaben şöyle yazıyordu:

Virüsten önce, bundan önce kimdiniz? Yeniden görevlendirilmiş stajyer bir nörolog tarafından çaresizlik içinde çalıştırılan bu başarısız organlar listesinden önce? Sesinizi duyunca gülümseyen çocuklarınız var mı? Hastaneye tek başınıza gelmeden önce, solunum tüpünden önce, ilaca bağlı komadan önce onlara söylemenize izin verilen son şey neydi? …

Bu, dönmeye başladığınız gün. Ciğerlerinizden çektiğimiz şey köpüklü pembeye, sonra da açık kan kırmızısına dönüşüyor. Kalbinizin sonunda yenik düşüp düşmediğini veya virüsün o kadar çok dokuyu yok edip etmediğini bilmiyoruz ki bu akciğerlerinizde kanama, kangrendir. Testler var ama onları kimse kullanmak istemiyor; çok hastasınız ve virüsü hiçbir zaman atamadınız. Hiç kimse şu anda olduğunuz kişi olmak istemez: bir tehlike, bir tehdit, ölümün kıyısındaki korkutucu bir nesne. Size dokunmamaya çalışıyoruz. Sizi, sizden olabildiğince uzak durarak kurtarma planları yapıyoruz.

Waiting for the Barbarians [Barbarları Beklerken]

Şimdiye kadar yaklaşık 2 milyon insan bu şekilde acı içinde can verdi, çünkü her yerde büyük sermayenin çıkarları ve onların hükümetlerdeki siyasi temsilcileri, hiç tereddüt etmeden, kârlarının ve servetlerinin insan yaşamına göre öncelikli olduğunu belirlediler. Bu arada, New York Times ve Wall Street Journal için yazan zalimler, okurlarına, soğukkanlılıkla ve utanıp sıkılmadan, çarenin hastalıktan kötü olamayacağını açıkladılar. Kati araçlarla hastalığın sistematik olarak yok edilmesi demek olan çare, borsada bir düşüşe yol açabilirdi.

Lev Troçki’nin bir zamanlar belirtmiş olduğu gibi, böyle bir sistem, “tarih tarafından hâlâ hayattayken çürümeye ve kurtlar tarafından yenmiş hale gelmeye mahkûm edilmiştir.”

Koronavirüs pandemisi, modern tarihteki az sayıda olay gibi küresel kültürel yaşamı ve sanatçıların koşullarını tahrip etmiştir.

Martin Eden

Geçtiğimiz hafta, Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), krizin “kültürel ve yaratıcı sektörü mahvetmeye” devam ettiğini belirterek şunları ekliyordu: “Mart 2020 itibarıyla, küresel film sektörü hâlihazırda 7 milyar dolar gelir kaybına uğramış durumdaydı ve önümüzdeki beş yılda 160 milyar dolar kayba uğrayacağı tahmin ediliyordu.” Çalışma, 2019’a kıyasla “dünya kitap yayınlama piyasasının 2020’de COVID-19’un sonucu olarak yüzde 7,5 daralması bekleniyor,” diye belirtiyordu.

UNESCO, pandemi ve kapanma önlemleri “kültürel ve yaratıcı sektörlerdeki istihdamda şimdiden çok önemli belirgin bir etkide bulundu” diyor ve şöyle devam ediyordu: “Pek çok sanatsal kurum ve kuruluş, pandemi yüzünden kapanmak ya da kadro eksiltmek zorunda kaldı. Art Basel’in konuştuğu sanat galerilerinin üçte biri, COVID-19’un etkisi nedeniyle personel sayısını yarı yarıya azaltmıştı. Film sektöründe ise, dolaylı ve yan etkiler hesaba katılırsa, 2020’de 10 milyon işin kaybedildiği tahmin ediliyor.”

First Cow [Bozuk Süt]

Eylül ayında, araştırmacılar Richard Florida ile Michael Seman, USA Today’de şu gözlemlerini aktarıyordu: “COVID-19 pandemisi, Amerika’da sanat ve kültürü kırıp geçirdi; performans sanatçıları ve müzisyenler için tüm işlerin yarısını; sanat, müzik, tiyatro, tasarım, eğlence ve medya gibi geniş bir alanı kapsayan yaratıcı ekonomide çalışanlar için ise tüm işlerin neredeyse üçte birini yok etti.”

Yazı şöyle devam ediyordu: “Nisan’dan Temmuz’a kadar yaklaşık 2,7 milyon iş ve 150 milyar dolarlık gelir kaybedildi. Kriz bu ilkbaharda kök salarken, Amerikalı sanatçıların ve yaratıcıların ortalama geliri yılda yaklaşık 14.000 dolara düştü.”

Kasım ayında, Amerikan Müzeler İttifakı (AAM), bir anket üzerinden, üye kurumlarının vahim durumları hakkında bir dizi endişe verici istatistik yayımladı. Anket, ABD’deki müzelerin yaklaşık yüzde 30’unun kapalı kaldığını; müze müdürlerinin yaklaşık üçte birinin ya kalıcı kapanma riskinden söz ettiğini ya da ayakta kalıp kalamayacaklarını “bilmediklerini” aktarıyordu. Kurumların yüzde 82’sinin 12 ay ya da daha az işletme rezervleri vardı; yarısından fazlası çalışanları ücretsiz izne gönderdi ya da işten çıkardı. Ankete yanıt veren her kurum, ortalama 850 bin dolar gelir kaybetti. “Müzeler, kapasitelerinin ortalama yüzde 35’iyle faaliyet gösteriyorlar. Bu, uzun vadede sürdürülemez bir katılım azalması.”

Adu

Orkestralar ve operalar Mart veya Nisan ayından bu yana fiilen kapatıldı, binlerce müzisyen, şarkıcı ve ekip üyesi dağıldı ve çoğu durumda kendi başlarına bırakıldı. Daha büyük toplulukların yönetim kurullarında oturan multimilyonerler ve milyarderler, sağlık ve teknoloji yatırımlarının büyüdüğünü görmeye devam ederken, bazı orkestralara büyük maaş kesintileri uygulandı.

Agence France-Presse, Ekim ortasında şuna dikkat çekiyordu: “daha az gösteri ve azaltılmış provalar, sanatlarını geliştirmek için maaş kesintileri ve sınırlandırılmış tarzlarla boğuşan müzisyenler için zor oldu.” Ardından, Amerikan Orkestralar Birliği’nin başında bulunan Simon Woods’un şu yorumunu aktarıyordu: “Müzisyenlerin sahadan ayrılması konusunda çok endişeliyim çünkü durum çok zor.” Kemancı Maxim Moston ise haber ajansına şunları söylüyordu: “İnsanlar mesleklerini ve tutkularını hayata geçirmelerinin kendileri için güvenli olmasını boş boş oturup beklerken, New York City’deki kiralarını ödeyemezler.”

Canlı popüler müzik endüstrisi de pandemi nedeniyle geriledi. Geçtiğimiz yaz itibarıyla, ABD’deki en büyük canlı müzik ve eğlence etkinlikleri sunucusu Live Nation’ın, yalnızca 2020’de 20 binden fazla gösteri kaybına uğraması bekleniyordu. Rolling Stone dergisine göre, “Şirket, 2019’da Kuzey Amerika’da 28 binden fazla gösteriye imza atmıştı; ancak 2020 sayıları, 31 Mart itibarıyla, 5 binin altındaydı.” Bu sektördeki ikinci büyük etkinlik sunucusu AEG’nin ise 2020’de 10 bin Kuzey Amerika gösterisini ya da işlerinin yüzde 75’ini (2-3 milyar dolarlık bir kayıp) ve ayrıca 2021’de bu sayının en az yarısını iptal etmesi bekleniyordu. Save Our Stages [Sahnelerimizi Kurtarın] adlı grup, “canlı etkinlik işçilerinin yüzde 77’si, gelirlerinin yüzde 100’ünü kaybetti,” diye belirtiyor.

The Queen's Gambit

Kongre tarafından kabul edilen son “teşvik” paketi, “hayatta kalma mücadelesi veren canlı mekânlar, sinema salonları ve müzeler” için 15 milyar dolar yardım içeriyor. Pek çok mekân için çok geç kalan bu gecikmiş çaba, şüphesiz bazılarının hayatta kalmasına yardımcı olacaktır. Bununla birlikte, bugüne kadarki deneyimlere bakıldığında, bu paranın çok azı ona en çok ihtiyaç duyanlara, yani canlı etkinlik sektöründeki tahminen 12 milyon işçiye ulaşacaktır.

Sonuç olarak, küresel kapitalist sistem, pandemi sırasında kültürel yaşamın amansız ve ölümcül düşmanı olarak kendini gösterdi. Bunun duygusuz bir mali (oligarşi, derhal daha yüksek hisse senedi fiyatlarına yol açmayan her türlü faaliyeti giderek daha çok bir engel olarak görüyor) ve bir de ideolojik yönü var. Troçki’nin 1938’de gözlemlediği şey, bugün evrensel olarak daha da geçerlidir: “düşüş halindeki bir kapitalizm… sanattaki eğilimlerin gelişmesi için çağımıza çok az da olsa karşılık gelen asgari koşulları sunmakta tamamen aciz kalır. Mesele artık kapitalizm için düzeltmeler ve reformlar değil bir ölüm kalım meselesi olduğu için, batıl bir inançla her yeni kelimeden korkar.”

Homecoming, 2. Sezon

Eğer mevcut toplumsal düzen, sanatçıları bu kadar küçümsüyorsa, yıkıma uğramalarına ve hatta ortadan kaybolmalarına bile gözlerini kırpmıyorsa, sanatçıların “iyiliğe” karşılık verme zamanı gelmedi mi?

Mart ayında, şunu öngörmenin yerinde olacağını savunmuştuk: “En iyi sanatçıların dikkati, içinde yaşadıkları ve hem onları hem de diğer herkesi tehlikeye atan sistemin sosyal ve ekonomik çelişkilerini daha eleştirel bir şekilde inceleme yönüne doğru dönecektir. Sanatçılar, nüfusun geri kalanıyla birlikte, şunu bilmek isteyecekler: Bu nasıl mümkün oldu? Sorumlusu kim? Ne yapılabilir?”

Ardından şöyle devam etmiştik: “Sonuç; estetik bir yaklaşım olarak gerçekçiliğe yenilenen bir ilgi, statükoya gitgide daha açık bir siyasi muhalefetle bağlantılı olarak, yaşamla ve özellikle de halk kitlelerinin yaşamı ve kaderiyle daha ciddi, kararlı bir meşguliyet olmalıdır.”

Tabii ki, anladığımız gibi, ruh halleri ve duygular, onları üreten sosyal koşullardan her zaman daha uzun yaşarlar. Daha önceki koşullarla ilişkili içgüdüler ve alışkanlıklar kolay kolay bırakılamaz. Yine de, sonunda, bırakılmaları gerekir—ve sosyal düşünce, acı gerçeklik nihayet işe el koyduğunda, hayatın yeni gerçeklerini daha da patlayıcı bir şekilde yakalar.

Bu yılın başlarında yine şöyle yazmıştık: “Her şey bir gecede değişmeyecek ama komünizm karşıtlığı ve Demokratik Parti’ye yönelik yanılsamalar da dahil olmak üzere, mevcut önyargıların yıkılması, her şeye karşın gerçekleşecek. Sanatçılar ve diğerleri, kendilerini toplumun tam ve radikal yeniden inşasına yönlendirerek kendi yollarını bulacaklar.” Bizim görüşümüz, her zamankinden daha emin bir şekilde, halen budur.

2020’de apaçık sebeplerden ötürü çok az filmi sinema salonlarında izleyebildik. Toronto Film Festivali’ne ilk kez çevrimiçi olarak katıldık. Gördüğümüz ilginç çalışmaların çoğu 2019 ve hatta 2018’de gösterime girdi ve ancak geçtiğimiz yıl ulaşılabilir oldu.

WSWS eleştirmenlerinin 2020’de yorumladıkları (hiçbiri kusursuz değil), Berlin ve Cottbus film festivallerinde gösterilenler de dahil olmak üzere, en ilginç kurgusal ve kurgusal olmayan filmlerden ve televizyon dizilerinden bazıları şöyle:

Kurgusal filmler:
Andið eðlilega (And Breathe Normally, Isold Uggadottir, 2018)
Amin (Philippe Faucon, 2018)
The Nightingale (Jennifer Kent, 2018)
Bankier van het verzet (The Resistance Banker, Joram Lürsen, 2018)
Waiting for the Barbarians (Ciro Guerra, 2019)
Martin Eden (Pietro Marcello, 2019)
First Cow (Kelly Reichardt, 2019)
Greed (Michael Winterbottom, 2019)
La trinchera infinita (The Endless Trench, Aitor Arregi, Jon Garao, Jose Mari Goenaga, 2019)
La vérité (The Truth, Hirokazu Kore-eda, 2019)
Il traditore (The Traitor, Marco Bellocchio, 2019)
Sorry We Missed You (Ken Loach, 2019)
Als Hitler das rosa Kaninchen stahl (When Hitler Stole Pink Rabbit, Caroline Link, 2019)
Just Mercy (Destin Daniel Cretton, 2019)
Radioactive (Marjane Satrapi, 2019)
Colewell (Tom Quinn, 2019)
The Last Vermeer (Dan Friedkin, 2019)
A Rainy Day in New York (Woody Allen, 2019)
Adú (Adu, Salvador Calvo, 2020)
Lost Girls (Liz Garbus, 2020)
Curveball (Johannes Naber, 2020)
Persian Lessons (Vadim Perelman, 2020)
Da 5 Bloods (Spike Lee, 2020)
Kids Run (Barbara Ott, 2020)
Adventures of a Mathematician (Thor Klein, 2020)
Jak najdalej stad (I Never Cry, Piotr Domalewski, 2020)
La vita davanti a sé (The Life Ahead, Edoardo Ponti, 2020)
Gaza Mon Amour (Arab Nasser, Tarzan Nasser, 2020)
The Disciple (Chaitanya Tamhane, 2020)
Sitting in Limbo (Stella Corradi, 2020)
Resistance (Jonathan Jakubowicz, 2020)
Druk (Another Round, Thomas Vinterberg, 2020)

Televizyon ya da web dizileri/mini dizileri:
The Queen’s Gambit
Homecoming
The Plot Against America
The
Accident
Trial 4
Immigration Nation
Unorthodox
World on Fire
After Life
The Innocence Files
Challenger: The Final flight
Five Came Back
The Politician

Belgesel filmler:
Belly of the Beast (Erika Cohn, 2019)
Coup 53 (Taghi Amirani, 2019)
#Anne Frank Parallel Stories (Sabina Fedeli, Anna Migotto, 2019)
Shusenjo: The Main Battleground of the Comfort Women Issue (Miki Dezaki, 2019)
Once Were Brothers: Robbie Robertson & The Band (Daniel Roher, 2019)
Push (Fredrik Gertten, 2019)
63 Up (Michael Apted, 2019)
Advocate (Philippe Bellaiche, Rachel Leah Jones, 2019)
76 Days (Weixi Chen, Hao Wu, Anonymous, 2020)
Grève ou crève (Strike or Die, Jonathan Rescigno, 2020)
Speer Goes to Hollywood (Vanessa Lapa, 2020)
David Byrne’s American Utopia (Spike Lee, 2020)
Jetzt oder morgen (Running on Empty, Lisa Weber, 2020)

31 Aralık 2020