Jacobin dergisi, İspanyol Devrimi’nin Stalinist celladı Dolores Ibárruri’yi yüceltiyor

İkinci Bölüm

Barry Grey
29 Aralık 2020

İki bölümlük dizinin ikinci bölümü.

Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin Uluslararası Yayın Kurulu Başkanı David North, 1996’da, Michigan Eyalet Üniversitesi’nde, “Tarihin Uzun Gölgesi: Moskova Duruşmaları, Amerikan Liberalizmi ve ABD’de Siyasi Düşüncenin Krizi” başlıklı bir konferans vermişti (Konferans, Mehring Yayıncılık’tan çıkan Rus Devrimi ve Tamamlanmamış Yirminci Yüzyıl kitabında yer alıyor).

North, konferansında, Amerikan liberal entelijansiyasının büyük kısmının Moskova Duruşmalarını desteklemesinin nedenlerini analiz ediyordu. ABD’nin Sovyetler Birliği büyükelçisi Joseph Davies’in yaptığı gibi New York Times’ın Moskova muhabiri Walter Duranty de duruşmaların ve sanıkların itiraflarının meşruluğuna güvendiğini ilan etmişti. Amerikan liberalizminin en etkili iki yayını, Nation ve New Republic de aynısını yaptı.

North’un açıkladığı gibi, Büyük Bunalım’ın ve İtalya ile Almanya’da faşizmin zaferinin ortasında, ABD’deki birçok liberal aydın ve akademisyen, Sovyetler Birliği’ni faşist tehdide karşı bir denge ağırlığı olarak görüyordu. Stalin, sosyalist devrim tehdidini önemsiz göstererek ve onların anti-faşizmine sosyalistçe bir renk katarak bu katmanlar arasında destek kazandı. Kapitalizmin can çekişme çağında liberalizmin siyasi, teorik ve ahlaki yoksulluğu, liberallerin demokratik ahlak ilkelerini ve tarihsel gerçeğe yönelik kaygılarını bir kenara bırakmaya ve ömür boyu devrimci olan insanlara kurulan, Hitler Almanya’sındaki mahkemelerde yapılan iğrenç gösterilere bile rakip olan ya da onları gölgede bırakan yargısal komploların meşruiyetine kefil olmaya gönüllü olmalarında kendini gösterdi.

North şunları ifade etmişti:

Liberallerin Sovyet başarılarına olan eleştirisiz hayranlığı, Amerika Birleşik Devletleri içinde devrimci bir değişimin onaylanması anlamına gelmiyordu. Tersine, en liberal aydınlar, SSCB ile bir ittifakı, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki ürkek toplumsal reform gündemlerini güçlendirmenin ve faşizmi uzakta, Avrupa’da tutmanın bir aracı olarak görüyorlardı. Devrimci altüst oluşların bir öncüsü olarak, artık Sovyetler Birliği’nden korkulmuyordu. Liberaller, Troçki’nin yenilgisinin, Sovyetler Birliği’nin uluslararası devrimci amaçları terk etmesi demek olduğunu anlamışlardı. 1930’ların ortalarına gelindiğinde, Stalinist rejim bir siyasi saygınlık halesi edinmişti.

Moskova Duruşmalarına yönelik liberal tepkiyi incelerken, bir diğer önemli siyasi etmenin akılda tutulması gerekir. Temmuz 1936’da, birinci duruşmanın başlamasından yalnızca bir ay önce, İspanya İç Savaşı patlak vermişti. İspanya, zaferi kesinlikle II. Dünya Savaşı’nın başlamasına yol açacak olan faşizm ile tehdit ediliyordu. Sovyet Rusya, Cumhuriyetçi, faşizm karşıtı güçlerin en önemli müttefiki olarak görülüyordu. Az sayıda liberal entelektüel, İspanya’daki Stalinist politikaların gerçek anlamını dikkatli bir şekilde irdeleme eğilimindeydi. Onların çoğu, Stalinistlerin devrimci işçi hareketini siyasi terör yoluyla nasıl imha ediyor ve nihayetinde Franco’nun zaferini garanti altına alıyor olduğunu görmezden geldi. Görünürde, Sovyetler Birliği, faşizmin İspanya’da yenilgiye uğratılması için “ilerici güçler”in bütün umutlarının bağlı olduğu sağlam güç gibi görünüyordu ve bunun ötesini görmeyi az sayıda liberal umursuyordu. (David North, Rus Devrimi ve Tamamlanmamış Yirminci Yüzyıl, İstanbul, 2019, s. 52-53)

Amerika Birleşik Devletleri’nde Halk Cephesi programının uygulanması, Komünist Parti’nin Franklin Delano Roosevelt hükümetini ve onun yeni kurulan CIO işkolu sendikalarını siyasi olarak Demokratik Parti’ye tabi kılmadaki rolünü onaylaması biçimini aldı.

Franklin Roosevelt, Almanya’ya karşı savaş kararını imzalıyor (Wikimedia Commons)

Bu mesele, işçi hareketinin Demokratik Parti’ye tabi kılınması, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki işçi hareketinin gelişimindeki merkezi siyasi sorundu ve halen de öyledir. 1929 Wall Street İflası’nın tetiklediği kapitalizmin küresel arızası, hâlihazırda dünyanın baskın sanayi gücü olan ABD’de hızla yıkıcı bir toplumsal kriz biçimini almıştı. Neredeyse bir gecede, milyonlarca işçi ve küçük çiftçi, aşırı yoksulluğa sürüklendi ve açlık tehlikesiyle karşı karşıya kaldı.

Kapitalizm itibarını yitirmişti. Aydın kesimleri de dahil olmak üzere halk kitlelerinin ağzında bir küfür halini almıştı. Ekim Devrimi’nden yaklaşık on yıl sonra Sovyetler Birliği, milyonlarca insan için bir çekim ve ilham kaynağı olmuştu. Amerikan egemen seçkinleri açısından onun varlığı, Amerika Birleşik Devletleri’nde sosyalist devrim tehlikesinin sürekli bir hatırlatıcısı olarak görünüyordu.

Roosevelt’in Yeni Düzen’i (New Deal), egemen sınıfın daha ileri görüşlü kesimlerinin vardığı şu sonucu yansıtıyordu: Amerikan kapitalizminin büyük mali rezervlerinin bir kısmını, sistemlerini yıkılmaktan kurtarmak için sınırlı sosyal reform programına harcamak zorundaydılar. Ancak bu, toplumsal çöküşün işçi sınıfı içinde yarattığı ilk şok etkisini yitirmeye başladığında, sınıf çatışmasının patlamasını önlemeye yeterli değildi. 1934 yılında üç şehirde genel grevler meydana geldi: Toledo (Ohio), San Francisco ve Minneapolis. Minneapolis grevine, o sırada Amerika Komünist Birliği’nde örgütlü olan Troçkistler önderlik etmişti.

1934 Minneapolis Teamsters grevi

Bu yarı isyancı mücadeleleri, 1935’te, madenci lideri John L. Lewis’in ve meslek temelli, muhafazakâr Amerikan Emek Federasyonu’ndan (AFL) kopan diğer sendika önderlerinin başkanlık ettiği Sanayi Örgütleri Komitesi’nin (CIO) kurulması izledi. AFL, otomotiv, çelik, elektrik, kauçuk, iletişim ve diğer sektörlerde vasıfsız işçilerin örgütlenmesine ve kitlesel işkolu sendikalarının kurulmasına karşı çıkıyordu.

İşkolu sendikaları hareketi, büyük sermaye partilerinden kopulması sorununu gündeme getirdi. Birleşik Otomotiv İşçileri (UAW) sendikasının 1935 yılındaki kuruluş kongresinde, bir işçi partisi kurulması kararı kabul edildi.

1937 başında, ana sanayi dallarında, General Motors’u UAW’yi tanımaya zorlamış olan Flint oturma grevinden esinlenen bir oturma grevi dalgası yayılıyordu. Sanayi Örgütleri Kongresi (CIO), Amerikan işçi sınıfının bu güçlü patlamasından doğdu.

Komünist Parti (CPUSA), Roosevelt ve Demokratlardan koparak bağımsız bir siyasi biçim almasını engellemek için, yeni endüstriyel sendika hareketi içindeki –önderliği dahil– önemli etkisini kullandı. Bu doğrultuda, Lewis ve kapitalizm yanlısı diğer bürokratlarla ittifak kurdu.

Bunalımın ortasında ve emperyalist güçlerin yeni bir dünya savaşı için hazırlık yaptığı koşullarda, Amerikan işçi sınıfının kapitalist partilerden siyasi bir kopuş yaşamasının hem ABD’de hem de uluslararası alanda muazzam devrimci sonuçları olurdu. Tam da bu nedenle, ABD’deki Stalinist CPUSA, Kremlin’in Halk Cephesi politikasıyla uyumlu bir şekilde, bunu engellemeye çalıştı.

Demokratik Parti (ABD’deki en eski kapitalist parti, Güney’deki köle sahipleri egemenliğinin eski kalesi ve Jim Crow ırk ayrımı yasalarının baş uygulayıcısı), toplumsal protesto hareketlerini kontrol altına alıp zayıflatma konusunda onlarca yıldır egemen sınıfın başlıca siyasi aracı işlevi görüyordu. Yüzyılın başında, küçük çiftçilere dayanan, Wall Street karşıtı Popülist hareket, Demokratik Parti’nin arkasına yönlendirilerek zararsız hale getirilmişti. 20. yüzyıl başındaki emperyalizm ve tekel karşıtı protestolar için de aynı durum geçerli olmuştu.

Bunalım yıllarında, faşizmin yükselişinden korkan ama bir işçi sınıfı devrimi ihtimalinden dehşete kapılan liberal entelijansiyanın büyük bir kısmı, Roosevelt’in ve Demokratların ardına dizildi. CPUSA’nın sınıf işbirliğini ve Amerikan milliyetçiliğini açıkça benimsemesinden ve toplumsal devrimi fiilen reddetmesinden etkilenmiştiler.

1935 yılında Komünist Parti, Üçüncü Dönem’de Roosevelt’e “faşist emperyalist” diyerek yaptığı saldırıları aniden bırakıverdi ve CPUSA’nın Amerikan demokratik geleneğinin sürdürücüsünden başka bir şey olmadığını ilan etti. CPUSA’nın “yirminci yüzyıl Amerikancılığı”nı temsil ettiğini iddia eden parti lideri Earl Browder, bir kitle toplantısında şunları söylüyordu: “Biz, Amerikan yurttaşlarından oluşan bir Amerikan partisiyiz. Bütün sorunlarımıza Amerika Birleşik Devletleri’nin ulusal çıkarları ışığında bakıyoruz.”

Earl Browder (1939)

CPUSA’nın Mayıs 1938’de düzenlenen Onuncu Ulusal Kongresinde, salon Amerikan bayraklarıyla donatılmıştı ve delegeler ulusal marşı (“Star Spangled Banner”) söylediler.

ABD’li Stalinistler, Sovyet rejiminin karşıdevrimci, ulusalcı politikasına uyum sağlamak ve Amerikan işçi sınıfının bağımsız bir siyasi hareketinin ortaya çıkmasını engellemek için Marksizmi çarpıtırken, Amerikan düşüncesinde ve siyasetinde önemli bir rol oynayan çeşitli burjuva ve küçük burjuva ideolojilerinden (pragmatizm, bireycilik, aydın karşıtlığı) faydalandılar.

Troçki, son yazılarında, Amerikan işçi sınıfının isyancı hareketinin bağımsız bir siyasi biçim alması uğruna mücadelenin kritik önemini vurguluyordu. Bu temelde Troçki, o sırada Sosyalist İşçi Partisi (SWP) biçiminde örgütlü olan Amerikan Troçkistlerini, CIO’nun Demokratlardan kopması ve bir işçi partisi kurması talebini benimsemeye çağırdı ve bu talebi, Dördüncü Enternasyonal’in 1938’deki kuruluş konferansında kabul edilen devrimci sosyalist Geçiş Programı ile ilişkilendirdi.

20 Ağustos 1940’ta Stalinist GPU ajanı Ramon Mercader tarafından suikasta uğramasının ardından masasında bulunan “Emperyalist Çürüme Çağında Sendikalar” başlıklı, tamamlanmamış el yazmasında Troçki şöyle yazmıştı:

Amerika Birleşik Devletleri’nde sendikal hareket, son yıllarda, tarihindeki en fırtınalı dönemden geçti. CIO’nun yükselişi, emekçi kitleler içindeki devrimci eğilimlerin yadsınamaz kanıtıdır. Bununla birlikte, bu yeni “solcu” sendikal örgütlenmenin kurulur kurulmaz emperyalist devletin çelikten kucağına oturmuş olması da son derece anlamlı ve dikkate değer bir durumdur. Eski federasyonla yenisinin tepe yönetimleri arasındaki mücadele büyük ölçüde Roosevelt ve onun kabinesinin sempatisini ve desteğini kazanma mücadelesine indirgenebilir. (Lev Troçki, Leon Trotsky on the Trade Unions, New York, 1975, s.73)

Troçki, Mayıs 1938’de SWP önderleriyle işçi partisi sloganı üzerine yaptığı bir tartışmada, yeni endüstriyel sendika hareketi hakkında şunları söylemişti:

Eğer sınıf mücadelesi ezilmeyecek, yerini moral bozukluğuna bırakmayacaksa, o halde hareket yeni bir kanal bulmalıdır ve bu kanal siyasidir. Bu slogan lehine temel argüman budur. (Lev Troçki, The Transitional Program for Socialist Revolution, New York, 1977, s.163-164)

1930’ların sonunda Lev Troçki

David North, 1996’da verdiği konferansta, Amerikan liberal entelijansiyasının savaş öncesi yıllardaki Sovyet yanlılığı ile savaştan sonra en azılı Soğuk Savaş anti-komünizmine ve Sovyet karşıtlığına yönelmesi arasındaki bağı açıklıyordu. Bir dönem onları Stalin’in suçlarının savunucuları yapan aynı siyasi ve teorik yüzeysellik ve oportünizm, tarihsel gerçeğe yönelik aynı ciddiyetsiz yaklaşım, sonraki dönemde bu suçlardan Stalin’in sosyalizme ve Marksizme ihanet etmesini değil de sosyalist ve devrimci projenin kendisini sorumlu tutmaya yol açtı. Stalin’in totaliter diktatörlüğünün, Ekim Devrimi’nin, Marx, Engels, Lenin ve Troçki’nin kaçınılmaz sonucu olduğu iddia edildi.

Troçki’nin devrimci sosyalizmi ve enternasyonalizmi savunması ve Stalinizme karşı amansız mücadelesi ya görmezden gelindi ya da bunun, doğası gereği despotik bir rejimin kontrolü için rakipler arasındaki bir iç çekişmeden başka bir şey olmadığı ilan edildi.

North bu konuda şunları söylemişti:

Liberal aydınların Sovyetler Birliği’ne yönelik tavrında, 1936 ile 1946 yılları arasında köklü bir değişiklik yaşandı. Ama Sovyet yanlısı ve karşıtı pozisyonlar arasında belirli bir siyasal ve teorik süreklilik vardı. Liberal aydınlar, Troçki’ye karşı Stalin’i, ardından da Stalin’e karşı Truman’ı desteklediklerinde, Stalinizm ile Marksizmin özdeşliğinden hareket ediyorlardı.

Bu, liberal aydınları, siyasi ve entelektüel olarak savunulamaz bir konuma yerleştirdi. Liberaller, Stalinizm ile Marksizmin ve sosyalizmin aynı olduğu biçimindeki yüzeysel formüle dayanarak, kendilerine yalnızca iki seçenek bıraktılar: 1) Stalinizme, Amerikan emperyalizminin destekleyicileri olarak sağdan karşı çıkmak; 2) Stalinizmin savunucusu işlevi görmek. The New Republic birinci kampa, The Nation, ikincisine katıldı. (David North, Rus Devrimi ve Tamamlanmamış Yirminci Yüzyıl, İstanbul, 2019, s. 64)

Amerikan Stalinistler, işçi sınıfını Demokratik Parti’ye ve burjuva liberallere tabi kılarak, savaş sonrası dönemde işçi hareketinin ABD emperyalizmine ve onun Sovyetler Birliği’ne karşı Soğuk Savaş hücumuna tabi kılınmasında kritik bir rol oynadılar. CIO önderliği ve Demokratik Parti, sendikaları anti-komünist bir cadı avıyla temizleyerek işçi hareketi içinde bütün solcu ve sosyalist unsurların sert biçimde aleyhine döndüler. Bu, sendikaların gerilemesine ve nihayetinde çökmesine, en sonunda şirketlerin ve kapitalist devletin doğrudan temsilcilerine dönüşmelerine zemin hazırladı.

DSA ve Soğuk Savaş anti-komünizmi

Amerika’nın Demokratik Sosyalistleri (DSA), tarihsel olarak, Dördüncü Enternasyonal’den ve Max Shachtman önderliğindeki Sosyalist İşçi Partisi’nden (SWP) sağcı bir kopuşa dayanmaktadır. ABD’deki Troçkist hareketin kurucularından ve başlıca propagandacı ve yazarlarından biri olan Shachtman, Ağustos 1939’da imzalanan Stalin-Hitler Saldırmazlık Paktı’na, New York Üniversitesi’nden Profesör James Burnham ve SWP Ulusal Komitesi üyesi Martin Abern ile birlikte, Dördüncü Enternasyonal’in Sovyetler Birliği’ni emperyalizme karşı savunma tavrını terk ederek ve SSCB’nin bir emperyalist devlet olduğunu iddia ederek tepki verdi.

Shachtman çok geçmeden Burnham’un şu görüşünü benimsedi: Ekim Devrimi’nin tarihsel kazanımlarından geriye hiçbir şey kalmamıştı. Sovyetler Birliği, Burnham’ın “bürokratik kolektivizm” dediği yeni bir sınıflı toplum haline gelmiş ve Stalinist bürokrasi yeni bir sınıfa dönüşmüştü. Bu, sonradan “devlet kapitalizmi” olarak bilinecek olan daha geniş bir eğilimin parçasıydı. Bu eğilim, Dördüncü Enternasyonal’in Stalinist diktatörlük altındaki Sovyetler Birliği’ni “yozlaşmış işçi devleti” olarak çözümlemesini reddediyordu. Dördüncü Enternasyonal’in çözümlemesine göre, Stalin’in suçlarına ve tahribatına rağmen, Sovyetler Birliği halen Ekim Devrimi ile kurulan ulusallaştırılmış mülkiyet ilişkilerine dayanıyordu ve Sovyet işçi sınıfının bürokrasiyi alaşağı edip proleter demokrasisini ve dünya sosyalist devrimi programını geri getirecek bir siyasi devrim yoluyla kapitalist restorasyona uğramaktan kurtarılabilirdi.

Troçki’nin 1939–1940 yıllarında SWP içindeki hizip mücadelesi sırasında yazdığı ve Marksizmi Savunurken başlığı altında derlenen bir dizi parlak polemik makalesinde açıkladığı üzere, Shachtman önderliğindeki azınlık hizbinin politikasının temelinde, işçi sınıfının devrimci rolünün reddi ve bir sosyalist devrim olasılığının inkarı yatıyordu.

Shachtman ve Burnham’ın morali bozuk perspektifi, SWP içinde sağa kayan bütün bir küçük burjuva aydınlar tabakasını yansıtıyordu. Bu tabaka, Troçki’ye sempati duyuyordu ancak Ekim Devrimi’ni ve devrimci sosyalizmi reddetme ve Roosevelt yönetiminin İkinci Dünya Savaşı’na girmeye hazırlandığı sırada Amerikan emperyalizminin arkasına dizilme yönünde hızla ilerliyordu. Shachtman, 1940 ilkbaharında SWP’den kopan bir küçük burjuva hizbe önderlik etti. Bölünmeden birkaç hafta sonra Burnham, sosyalizmden vazgeçti ve hızla Amerikan anti-komünist muhafazakârlığının ideolojik önderi haline geldi. Shachtman’ın evrimi daha uzun sürdü ama küçük burjuva politikasının mantığı, onu 1940’ların sonunda Soğuk Savaş anti-komünizmini benimseye götürdü. AFL-CIO’nun siyasi danışmanı olan Shachtman, 1972’deki ölümünden önce Nixon’ın Kuzey Vietnam’ı bombalamasını desteklemişti.

DSA, Stalinizmi ve Amerikan KP’sini aklamaya çalışırken, Sovyet karşıtı ve anti-komünist kökenlerinden vazgeçmiyor. Siyasi olarak Shachtman’ın himaye ettiği ve grubun kurucusu olan Michael Harrington, bir Soğuk Savaş, Demokratik Parti ve sendika bürokrasisi destekçisiydi. DSA, Sovyetler Birliği'ni sağdan kınamaya ve Ekim Devrimi’ni, ona ihanet temelinde kurulan despotik Stalinist rejimle bir tutmaya devam ediyor.

DSA’nın ve dünya genelinde “devlet kapitalizmi” teorisini savunan grupların temelini oluşturan anti-komünizm, Troçkizme ve işçi sınıfının siyasi bağımsızlığına karşı Stalinist eğilimlerle ilişkilerini hiçbir zaman engellememiştir. Bugün Jacobin’in ve DSA’nın CPUSA’nın tarihinde övgü dolu bulduğu şey, tam da onun 1930’ların Halk Cephesi dönemindeki karşıdevrimci rolüdür. Yani CPUSA’nın İspanyol Devrimi’nin kanla bastırılmasını, Moskova Duruşmalarının komplo ve infazlarını ve CIO’nun Roosevelt ve Demokratik Parti’ye tabi kılınmasını desteklemesidir.

Barselona’daki bir sokak çatışması sırasında tüfek ve tabancalarla silahlanmış ve taşlardan barikat oluşturmuş olan Cumhuriyetçi gönüllüler, 22 Temmuz 1936. (AP Photo)

Ibárruri’nin Jacobin ve DSA tarafından yüceltilmesi, kesinlikle bir sapma değildir. Bu, Stalinizmin ve Amerikan Komünist Partisi’nin günümüzde radikalleşen işçiler ve gençler için model olarak hesaplı şekilde teşvik edilmesinin bir parçasıdır. Son aylarda Jacobin, Angela Davis gibi 1960’lardan ve 1970’lerden Stalinist figürleri öne çıkardı ve ABD Komünist Partisi’nin sözüm ona devrimci mirası üzerine pohpohlayıcı makaleler yayımladı.

Jacobin, daha bu ay, 5 Aralık’ta, Amazon hakkında yeni bir kitabın eleştirisini yayımladı (“Amazon’a Direnmek Nafile Değil”). Yazıda “Komünist Parti lideri” William Z. Foster, 1919 çelik grevi üzerine “sadece CIO’nun 1930’lardaki endüstriyel örgütlenme başarıları için değil, aynı zamanda çağdaş örgütlenme mücadelelerine liderlik etmek için de bir yol haritası haline gelen” bir monograf yayımlamakla övülüyordu. Foster, nihayetinde yenilgiye uğrayan grevde önde gelen bir rol oynamıştı ancak daha sonra sadık bir Stalinist memur, Moskova Duruşmalarının savunucusu ve yeminli bir Troçkizm düşmanı oldu ve 1945’ten 1957’ye kadar CPUSA’ya liderlik etti. Çelik grevi üzerine monografı, can alıcı 1936 yılında yayımlamıştı.

Ağustos 2017’de Jacobin, derginin kurucu editörü ve yayıncısı Bhaskar Sunkara ile DSA Ulusal Başkan Yardımcısı Joseph M. Schwartz’ın “Sosyalistler Ne Yapmalı?” başlıklı makalesini yayımladı. Makalede, CPUSA’nın Halk Cephesi sırasındaki rolü bugün için bir model olarak gösteriliyordu:

Son tahlilde, sosyalistler hem sosyalizm için kürsü hem de en iyi örgütleyiciler olmalılar. Komünist Parti 1935-1939 arasında bu şekilde hızla büyüdü. Kendilerini CIO’nun ve Yeni Düzen koalisyonunun sol kanadı olarak belirlediler ve bu dönemde yirmi bin üyeden yüz bin üyeye çıktılar… Halk Cephesi, sosyalizmin Amerika Birleşik Devletleri’nde kitlesel bir varlık gösterdiği son zamandı. Bunun nedeni kısmen, Komünistlerin gerçekten çok ırklı bir işçi sınıfı hareketi inşa etmeye çalışırken demokrasi uğruna mücadelelerini ABD siyasi kültürü içinde kökleştirmeleriydi.

Geçtiğimiz yıl Sunkara, Amerika Birleşik Devletleri’nde kitlesel bir sosyalist hareket inşa etmek üzere bir strateji belirleme iddiasında bulunan Sosyalist Manifesto’yu yayımladı. Orada, CPUSA’nın Bunalım sırasında Roosevelt’e ve Demokrat Parti’ye verdiği desteği övüyor ve Sosyalist Parti lideri Norman Thomas’ın Roosevelt’e muhalefetini ve 1936’da bağımsız bir başkanlık kampanyası yürütme kararı almasını kötülüyordu:

1936 başkanlık seçimlerinde, ülke genelinde işçiler, Roosevelt’in reformlarının sürmesine aç bir şekilde ve bağımsız politikanın önündeki kurumsal engellerin varlığını kabul ederek, Demokratik Parti’yi desteklemek üzere akılcı bir karar alıyorlardı. Thomas’ın grubu ise, bu engellerden herhangi birinin üstesinden gelmek üzere bir strateji ya da hatta en iyi Yeni Düzen reformlarına denk gelmeyen bir yol sunamadı. Sadece kapitalist partilere karşı çıkma hakkında sloganları vardı. İronik bir şekilde, daha uçtaki Komünist Parti, Roosevelt destekleyicileriyle daha iyi ilişki kurabildi…

Bugünkü soru, liberalizmin sadık muhalefetinden daha fazlası olabilecek bağımsız bir işçi sınıfı siyaseti projesi inşa ederken —retoriğimizi değiştirerek, kendimizi günlük yaşamda kökleştirerek— Sol’u ana akım haline getirip getiremeyeceğimizdir. Başka bir ifadeyle, bu süreçte ruhumuzu kaybetmeden (veya Paul Revere gibi giyinip kuşanmadan) sosyalizmi yirmi birinci yüzyıl Amerikancılığı yapabilir miyiz? (Bhaskar Sunkara, The Socialist Manifesto: The Case for Radical Politics in an Era of Extreme Inequality, New York, 2019, s. 179, 181)

Sunkara, devamında, William Z. Foster’ı ve CPUSA’yı, 1948’de Harry Truman yerine Henry Wallace’ın İlerici Parti başkanlık kampanyasını desteklediği için eleştiriyor. KP’yi soldan değil —o sırada işçi sınıfı içinde Demokratlardan kopma ve bir işçi partisi kurma yönünde gelişen düşünceyi baltalamak için Wallece’ı bir saptırma olarak desteklemesi nedeniyle değil— ama KP’nin daha önce Demokratlara verdiği destekten yanlış bir vazgeçiş olarak sağdan eleştiriyor.

Peki, DSA bugün neden Stalinizme yöneliyor? Bu durum, Amerikan ve dünya kapitalizminin hızlanan çöküşü ve yeni bir sosyalist devrim döneminin açılması bağlamında ve buna bir yanıt olarak görülmelidir.

DSA, Demokratik Parti’nin bir uzantısıdır. Gerçek sosyalizmle hiçbir ortak yanı yoktur. DSA; Amerikan demokrasinin gözle görülür şekilde dağılmasına, egemen sınıfın azımsanmayacak kesimlerinin faşizme ve diktatörlüğe yönelmesine, militarizmin büyümesine, giderek daha grotesk seviyelerdeki toplumsal eşitsizliğe, kapitalizmin tüm kurumlarının itibarsızlaşmasına, kitlesel anti-kapitalist düşüncelerin artmasına ve en önemlisi, ABD’de ve uluslararası ölçekte sınıf mücadelesinin canlanmasına, en gerici siyasi güçlere ve geleneklere dönerek yanıt veriyor.

Tüm bu süreçler ve çelişkiler, dünyanın dört bir yanındaki milyarlarca ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki on milyonlarca işçinin gözünde kapitalizmin meşruiyetini ölümcül ve geri döndürülemez biçimde baltalayan küresel COVID-19 pandemisi eliyle büyük ölçüde şiddetlendirilmiştir.

Kişisel koruyucu donanım giyen işçiler, Hart Island, New York City’deki bir çukura cesetleri gömüyorlar, 9 Nisan 2020 [Kaynak: AP Photo/John Minchillo]

Kapitalizmin mevcut krizi, pek çok açıdan, I. Dünya Savaşı’nın patlamasıyla tetiklenen krizden daha şiddetlidir. O kriz, Ekim Devrimi’ne ve tarihteki ilk işçi devletinin kurulmasına; Bunalım ve II. Dünya Savaşı yılları dahil olmak üzere sonraki otuz yıla yön veren devrimci ve karşıdevrimci sarsıntılara yol açmıştı.

O dönemden beri, burjuvazinin güvendiği (ABD’de olduğu gibi açıkça kapitalizm yanlısı Stalinist, sosyal demokrat) bütün işçi bürokrasileri ve partileri dağıldılar. İşçi sınıfı sayısal olarak muazzam büyüdü ve küresel ölçekte çok daha birbirine bağlandı; bu da yeni kitlesel işçi sınıfı mücadeleleri dalgasının uluslararası bir biçim almasını kesinleştirdi.

Bu dünya krizinin merkezi, 1930’lar, 1940’lar ve savaş sonrası büyüme döneminden beri çarpıcı bir gerileme yaşayan Amerikan kapitalizmidir. ABD, dünyanın endüstriyel dinamosu olarak konumunu uzun süre önce yitirmiştir. Sanayisizleştirme ve finansallaşma, Amerikan kapitalizminin asalaklığını yoğunlaştırmış ve çürümenin en yalın ifadesini —toplumsal eşitsizliğin sarsıcı düzeyde büyümesini— doğurmuştur.

Burjuvazi ve onun DSA gibi yardımcı temsilcileri açısından en kritik ve korkutucu olan, dünya Troçkist hareketi Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin (DEUK) etkisinin ve otoritesinin hem Amerikan ve uluslararası işçi sınıfı hem de entelijansiyanın ilerici kesimleri ve gençlik içinde muazzam büyümesidir.

DSA’yı kontrol eden ve sosyalist devrime karşı olan orta sınıf unsurlar, Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin, özellikle işçiler arasında, okur kitlesinin büyümesinin fazlasıyla farkındalar. Onlar, ABD’deki ve dünyanın dört bir yanındaki Sosyalist Eşitlik Partilerinin işçi sınıfı içinde, şirket yanlısı sendikalardan bağımsız fabrika ve işyeri komitelerinin büyümesine yansıyan artan otorite ve etkisinden dehşete kapılıyorlar. New York Times’ın, “1619 Projesi” aracılığıyla, Amerikan tarihini tahrif ederek ve Amerika’nın iki büyük demokratik devriminin (Amerikan Devrimi ve İç Savaş) ilerici mirasını inkâr ederek ırksal politikayı teşvik etme ve işçi sınıfını bölme girişiminin WSWS tarafından paramparça edilmesine korkuyla bakıyorlar.

DSA’nın ve Jacobin’in Stalinizmin kirli mirasına yönelmesinde, gelecek olan saldırıya hazırlanmak güçlü bir yer tutmaktadır. Bu, özellikle, Marksizmin ve Ekim Devrimi’nin devrimci geleneklerini ve programını cisimleştiren hareketimizi hedef almaktadır. Yeni sosyalist devrim döneminde, Troçkizm ve DEUK, kapitalist barbarlıktan bir çıkış yolu arayan milyonlarca insan için bir çekim merkezi olacaktır.