Yunan faşistlerinin hüküm giymesinin ardından sahte sol tehlikeli yanılsamalar yayıyor

Peter Schwarz
17 Ekim 2020

Yunanistan yüksek mahkemesi bu ayın başlarında neo-faşist parti Altın Şafak’ın (Chrysi Avgi) bir suç örgütü olduğuna hükmetti ve yargılanan 68 üyenin tamamını mahkûm etti. Şiddet, suç örgütü üyeliği, ağır yaralama ve yasa dışı silah bulundurma getirilen suçlamalar arasındaydı. Altın Şafak davası beş yıl sürdü ve sonucu büyük bir ilgiyle bekleniyordu.

Mahkeme, hüküm giyenlere verilen cezaları Çarşamba günü açıkladı. Partinin lideri, Hitler hayranı ve Holokost inkârcısı Nikos Mihaloliakos, 13 yıl hapse mahkûm edildi. 17 milletvekili ve üye de beş ila 13 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Giorgos Roupakias, ömür boyu hapse mahkûm edildi. Bu parti destekçisi, 2013 yılında ant-faşist rapçi Pavlos Fyssas’ı bıçakladığını itiraf etmişti. Başka parti üyeleri de bu cinayet suçuna ortaklıktan altı ila yedi yıl hapis cezasına çarptırıldı. Önümüzdeki günlerde bazı cezaların ertelenip ertelenmemesi konusunda karar verilecek.

Binlerce insan, Atina’daki mahkemenin dışında düzenlenen anti-faşist protesto için toplanıyor, 7 Ekim 2020, Çarşamba. Mahkeme, aşırı sağcı Altın Şafak partisinin bir suç örgütü olarak faaliyet gösterdiğine hükmetti. (AP Photo/Yorgos Karahalis)

7 Ekim’de kararın açıklanmasından önce, 20.000’den fazla kişi Atina’nın merkezindeki mahkeme önünde toplandı ve kararı kutladı. Toplananlar arasında, Fyssas’ın annesinin yanı sıra eski başbakan Aleksis Çipras da vardı. O günden beri çok sayıda sahte sol örgüt, kararı faşizme karşı büyük bir zafer olarak sunmaya çalıştı.

Eski iktidar partisi Syriza (Radikal Sol Koalisyon), kararı “önümüzdeki mücadeleler için önemli bir dönüm noktası, bir atılım ve yeni bir başlangıç noktası” olarak niteledi.

Uluslararası Sosyalist Eğilim’in Yunanistan şubesinin gazetesi Workers Solidarity, kararın “işçi sınıfı mücadeleleri açısından kritik bir an” olduğunu yazdı. Gazeteye göre, sağcı Yeni Demokrasi hükümeti kampı bile bu anti-faşizm “akımı karşısında teslim olmaya zorlandı.” “Yunan polisinin ve Altın Şafak’ın ortaklaşa yürüttüğü ırkçı kampanyayı düzenleyen” Yeni Demokrasi üyesi eski Başbakan Antonis Samaras, “şimdi kendisini anti-faşist ilan ediyor.” “Altın Şafak ile yan yana Makedonya için yapılan mitinglerinden övgüyle sözden” mevcut Başbakan Kiriakos Miçotakis ise “şimdi anti-faşist prestij peşinde.”

OKDE-Spartakos örgütü, Pablocu web sitesi International Viewpoint’te kararı kutlayarak şunları yazıyordu: “On binlerce işçi, sendika ve siyasi örgüt üyeleri, işsizler, göçmenler, gençler, anti-faşistler, Altın Şafak’ı ve uzantılarını hapse ve tarihin çöplüğüne göndererek faşist barbarlığa karşı bir duvar ördü ve tarihi bir döngüye son verdi… Miçotakis hükümeti, kendisinden önceki Samaras hükümeti gibi, Nazilerle kan bağlarını koparmak ve onları devasa ve çok biçimli anti-faşist mücadelenin ağırlığı altında mahkemeye çıkarmak zorunda kaldı.”

Bunlar, sadece safça değil ama aynı zamanda siyasi olarak suç oluşturan değerlendirmelerdir ve Altın Şafak aleyhindeki kararın hiçbir şekilde defetmediği faşist tehdit karşısında işçi sınıfını silahsızlandırmaktadır. Samaras ve Miçotakis, anti-faşistlere dönüşmüş ve “Nazilerle kan bağlarını” koparmış değiller; aksine onların politikalarını benimsediler.

Sözde “solcu” ve sağcı hükümetlerin uluslararası bankaları ve Yunan oligarklarını zenginleştirmek için Yunan halkını yağmalamasıyla geçen yılların ardından ülke, son on yıllardaki en kötü ekonomik krizle karşı karşıya bulunuyor. Bu durum, koronavirüs pandemisyle çarpıcı biçimde ağırlaştırılmıştır. Hükümet, bu duruma, Altın Şafak’ın yöntemlerini benimseyerek yanıt veriyor: milliyetçiliği besliyor, sığınmacılara acı çektiriyor ve ezeli rakibi Türkiye’ye karşı, binlerce genç askerin yaşamını tehlikeye atacak bir savaşa hazırlanıyor.

Faşist hareketlerin ABD’den Brezilya’ya, Filipinler’e, Almanya’ya, İtalya’ya, Macaristan’a ve başka ülkelere kadar dünya çapındaki yükselişi, sınıfsal gerilimlerin üstünün artık demokratik yollarla örtülemeyecek kadar yüksek bir düzeye ulaştığının altını çizmektedir. Egemen sınıf, yoksulluğa, militarizme ve koronavirüs politikasının feci sonuçlarına artan muhalefet karşısında, diktatörlük yönetimleri kurmak üzere her yerde faşist çeteleri teşvik edip cesaretlendiriyor.

Sığınmacılara saldırmalarına, işçilere karşı terör estirmelerine ve solcu aktivistleri öldürmelerine devlet onayı verildikten sonra, eğer Hitler hayranı Mihaloliakos’un ve onun en yakın suç ortaklarının şimdi birkaç yılı demir parmaklıkların ardında geçirmesi gerekiyorsa, bu, her şeyden önce taktiksel nedenlerden kaynaklanmaktadır. Hükümet, Nazilere karşı artan muhalefetin, bizzat burjuva egemenliğine bir tehdit haline gelebileceğinden korkmaktadır.

İşçilere ve göçmenlere karşı faşist tazılarını serbest bırakma, muhalefetin gözünü korkutmak için onları sıkıca bağlı tutma veya geçici olarak hapsetme kararı, egemen sınıf için her zaman amaca uygunluk kaygılarına dayanan taktiksel bir husus olmuştur. Almanya’da, Nazilerin paramiliter kolu olan SA, Nisan 1932 gibi geç bir tarihte yasaklanmıştı, çünkü işçi sınıfı ile silahlı bir çatışmanın işçilerin zaferiyle sonuçlanması riski vardı. Sadece dokuz ay sonra egemen sınıf, Hitler’i hükümet başkanlığıyla donattı ve ona diktatörlük yetkileri verdi.

Tarihsel deneyim, faşizmin Yunan politikasında derin köklere sahip olduğuna tanıklık etmektedir. Nazi işgaliyle işbirliğinden 1967-1974 albaylar cuntasına ve etnik milliyetçi LAOS partisinin 2011’de kurulan Avrupa Birliği destekli teknokratik hükümete katılmasına kadar, aşırı sağcı gruplar defalarca büyük bir rol oynamıştır.

Bugün Yunanistan’da, eğer liderleri bir süre serbest bırakılmazsa Altın Şafak’ın izinden gidebilecek birçok aday var. Geçtiğimiz ay dışarıya sızan bir polis raporuna göre, yaklaşık 16 aşırı sağcı grup, Altın Şafak’ın bıraktığı boşluğu doldurma peşinde koşuyor. Onlardan biri olan Yunan Çözümü (Elliniki Lysi) adlı partinin Yunanistan meclisinde şimdiden 10 milletvekili var. Altın Şafak’ın eski sözcüsü Ilias Kasidiaris’in Haziran ayında kurduğu Anavatan İçin Yunanlar da anketlerde yüzde 1,5 ila 3 destek görüyor.

Faşistler, devlet aygıtı içinde özellikle güçlü bir destek tabanına sahipler. 2012’de, tüm polislerin yüzde 23’ü faşistlere oy vermişti. Partinin aldığı toplam oy oranı ise yüzde 7’ydi. Güvenlik güçlerinin tavrı, mahkeme kararının ardından bir kez daha görüldü. Özel kuvvet biriminden silahlı polisler, kararı kutlayan protestoculara tazyikli su, göz yaşartıcı gaz ve copla saldırarak mahkeme binasının önünden uzaklaştırdılar.

Şimdi mahkeme kararını bir zafer olarak kutlayan Syriza ve sahte sol örgütler, aşırı sağın güçlenmesine bizzat önemli ölçüde katkıda bulundular ve hâlâ bulunmaya devam ediyorlar. Onlar faşist tehdidi halktan gizliyorlar, çünkü orta sınıfın ayrıcalıklı kesimlerinin temsilcileri olarak, yalnızca otoriter yöntemlerle korunabilecek olan kapitalist egemenliği savunuyorlar.

Sosyal demokrat PASOK ve onun çöküşünün ardından da Syriza, milliyetçi ve işçi düşmanı politikalarıyla, askeri diktatörlüğün devrilmesinin ardından tamamen itibarsızlaşmış olan aşırı sağın yeniden canlanmasına zemin hazırladılar. Bu partilerin yörüngesindeki sahte sol örgütler de, ya bu politikaları örtbas etmeye çalıştılar ya da açıkça desteklediler.

Altın Şafak; dönemin PASOK hükümetinin Makedonya’ya karşı gerici milliyetçi bir kampanya yürüttüğü ve Yunan ekonomisini işçi sınıfı zararına yeniden yapılandırdığı 1990’larda ortaya çıktı. Şimdi hüküm giyen Mihaloliakos, o zamanlar Yunan istihbaratı için çalışıyordu.

Altın Şafak, Çipras’ın Syriza hükümeti döneminde en yüksek etki noktasına ulaştı. Seçimlerde yüzde 7 oy alarak üçüncü büyük parti oldu. O yıl, AB’nin dikte ettiği kemer sıkma politikalarına ve devlet aygıtı içindeki yolsuzluğa yönelik yaygın toplumsal öfkeyi kendi çıkarına kullanarak, 300 koltuklu mecliste 18 sandalye elde etti.

Syriza ise Ocak 2015’teki seçimleri AB’nin kemer sıkma programına son verme vaadiyle kazanmıştı. Ancak Çipras, aşırı sağcı Bağımsız Yunanlar (Anel) ile koalisyon hükümeti kurdu, kemer sıkma yönelimini yoğunlaştırdı ve nihayetinde, büyük ölçüde faşistlerin programını benimseyen Yeni Demokrasi’nin iktidara dönmesinin önünü açtı.

Faşistler henüz bir kitle hareketine sahip değiller. Ancak işçi sınıfının bağımsız bir siyasi hareketi ile onlara karşı mücadele edilmezse, etkilerini artırma tehlikesi oldukça büyüktür. Bu mücadele, Syriza’dan ve onun sahte sol çevresinden tamamen kopmayı ve sosyalist ve enternasyonalist bir program temelinde, işçi sınıfını tüm ezilenlere önderlik eden toplumsal güç olarak birleştirecek bir partinin inşa edilmesini gerektirmektedir. Bu, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin Yunanistan şubesinin inşası demektir.