George Floyd cinayeti dünya genelinde kitlesel protestoları tetikliyor

8 Haziran 2020

Yüz binlerce işçi ve genç, bu hafta sonu, polisin George Floyd’u katletmesini hem ABD’de hem de Avustralya, Britanya, Almanya, Fransa, Belçika, İspanya, Macaristan, Brezilya, Güney Kore ve daha birçok ülkede protesto edecek.

Bu hafta, dünyanın bütün kıtalarında, yüzden fazla şehir ve kasabada gösteriler düzenlendi.

Güney ve Orta Amerika’da; binlerce kişi Brezilya’daki Paraná Federal Üniversitesi’nin önünde protesto gösterisi yaptı. Ayrıca Rio de Janeiro’daki eyalet yönetimi binasının dışında gösteri düzenlendi. Meksika’da, Bermuda’da ve Arjantin’de de protestolar vardı.

Avustralya’da onlarca protesto düzenlendi. Avustralya’nın Sidney kentinde 3.000, Perth kentinde ise 2.000’den fazla insan toplanırken, Yeni Zelanda’nın Auckland kentinde on binlerce insan bir araya geldi. “Hükümetin umurunda değil! Biz halklar birbirimize yardım etmeliyiz!” ve “Avustralya masum değil,” yazılı dövizler taşındı.

Asya ve Ortadoğu’da; Hindistan, Japonya, Filipinler, Türkiye, İsrail ve İran’da gösteriler düzenlendi.

Afrika’da; Gana, Kenya, Liberya, Nijerya ve Güney Afrika’da mitingler yapıldı.

Kanada’nın en az on dokuz kent ve kasabasında protestolar düzenlendi. Ontario’da 20.000, Toronto’da ise 3.000 kişi toplandı.

Avrupa genelinde; Almanya’nın başkenti Berlin’de bulunan Amerikan büyükelçiliğinin ve Hamburg’daki konsolosluğun dışında binlerce kişi protesto gösterisi yaptı. “Acınız acımızdır, Kavganız Kavgamızdır,” atılan sloganlar arasındaydı. Hollanda’nın Amsterdam ve Rotterdam; Yunanistan’ın Atina; Danimarka’nın Kopenhag; İsveç’in Stockholm; Finlandiya’nın Helsinki; Norveç’in Oslo ve İzlanda’nın Reykjavik şehirlerinde binlerce kişi protestolara katıldı. İtalya, Belçika, İspanya, İrlanda, Polonya, Litvanya, Slovakya ve İsviçre’de de gösteriler düzenlendi.

Birleşik Krallık’ta en az 25 farklı protesto gösterisi düzenlendi. Çarşamba günü 15.000’den fazla insan Londra, Hyde Park’ta toplandı ve Downing Street’teki başbakanlık konutuna yürüdü. “Eğer adaletsizlik durumunda tarafsızsanız, o zaman zalimin tarafını seçmişsinizdir” ve Avustralya’daki gibi, “Birleşik Krallık masum değil” sloganları atıldı. Fransa’da, Montpellier’de 5.000 kişi yürürken, Paris’te 25.000 kişi protesto yasağına meydan okudu. Mitingdeki bir konuşmacı, “Amerika Birleşik Devletleri’nde olanlar, bugün Fransa’da olanlara ışık tutuyor,” diyordu.

Avusturya’da, son derece önemli bir protesto olarak, Perşembe günü Viyana’da 50.000 kişi gösteri yaptı. Bu, New York’taki kent nüfusuna oranlandığında, 200.000’den fazla insanın protestoya katılması demektir.

Uluslararası dayanışma gösterilerine, Donald Trump’ın ülkedeki her etnik gruptan insanların katıldığı barışçıl protestoları vahşice bastırmaya çalışmasına yönelik muhalefet güç veriyor. Bu gösterilerin ölçeği, aynı zamanda, Trump’ın bir başkanlık diktatörlüğü kurma yöneliminin Amerikan işçi sınıfı ve dünya genelindeki milyarlarca insan için doğurduğu tehlikelerin fark edildiğine işaret etmektedir. Dahası, bütün ülkelerdeki işçi sınıfı, ABD’de meydana gelen olaylarda, kendi toplumsal koşullarının bir yansımasını görmektedir. Aşırı ve giderek artan bir eşitsizliğin egemen olduğu bu koşullar, tüm dünyada her zamankinden çok faşizan yönetim biçimlerini dayatmaktadır.

Salı günü Paris’te düzenlenen gösterilerde, ABD’deki devlet şiddetinin yanı sıra, 2016’da polis tarafından dövülüp boğulan Fransız genç Adama Traoré’nin öldürülmesi protesto edildi. Ülkede, geçtiğimiz iki yıldır, toplumsal eşitsizliğe karşı “sarı yelek” protestolarına, Nazi işbirlikçisi Mareşal Petain’in itibarını iade etmeye çalışan Devlet Başkanı Emmanuel Macron’un çevik kuvvet polisi tarafından acımasızca saldırılmasına tanık olunuyor.

Brezilyalı işçiler, polisin faşizan Devlet Başkanı Jair Bolsonaro yönetiminde Rio de Janeiro’nun gecekondu mahallerinde (favela) işlediği cinayetlere karşı gösteri düzenliyor.

Alman işçiler ve gençler, son altı yıldır, devlet ve akademi içinde, Üçüncü Reich’ın itibarını iade etme, faşist Almanya İçin Alternatif’i (AfD) ön plana çıkartma ve dizginsiz bir emperyalist militarizme dönmeye hazırlanma yönünde bir komplonun gelişmesine tanıklık ediyorlar. Trump’ın protestocuları “terörist” olarak kabul etme tehdidi, Alman devletinin gizli servisinin, Sosyalist Eşitlik Partisi’ni (Sozialistische Gleichheitspartei) bu faşist intikamcılığa karşı mücadele etme “suçu”ndan izleme listesine almasını takip etmektedir.

Floyd’un öldürülmesinin tetiklediği küresel protestolar, aynı zamanda, egemen sınıfın kasıtlı ve canice politikaları nedeniyle milyarlarca işçiye ve gence yıkıcı bir etkide bulunmaya devam eden bir pandemi koşullarında patlak veriyor. Bu süreçte, mali oligarşinin hükümetleri tarafından büyük şirketlerin kasalarına trilyonlar akıtılırken, yüz binlerce insan öldü ve milyonlar insan işini kaybetti. Şimdi de işçiler, yoksulluk ve açlık tehdidiyle, tehlikeli koşullarda çalışmaya zorlanıyorlar.

Polisin George Floyd’u öldürmesi ve siyah, beyaz ve Latin gençlere her gün uygulanan devlet şiddeti, içten içe yanan sınıfsal gerilimleri tutuşturma etkisi yaratmıştır.

Milyonlarca insanın ağırlaşan toplumsal eşitsizliği ve demokratik haklara yönelik saldırıyı protesto ettiği geçtiğimiz yıl, sınıf mücadelesinin dünya çapında geniş çaplı bir tırmanışına tanık olundu.

WSWS, geçtiğimiz ay düzenlediği 1 Mayıs Toplantısı’nda, önde gelen emperyalist düşünce kuruluşlarından biri olan Stratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi’nin (CSIS) yayımladığı kaygı dolu bir rapora dikkat çekmişti. CSIS, raporunda şu uyarıda bulunuyordu:

“Tarihsel olarak görülmemiş sıklık, kapsam ve boyutta küresel kitlesel protestolar çağında yaşıyoruz … Koronavirüs, hem hükümet kısıtlamaları hem de yurttaşların kendilerini geniş kalabalıklara maruz bırakmayı istememesi nedeniyle, protestoları kısa vadede büyük olasılıkla bastıracak. Ne var ki, muhtemelen bu pandeminin gelecekteki seyrine bağlı olarak, bizzat hükümetlerin tepkisi, kitlesel siyasi protestonun bir diğer tetikleyicisi haline gelebilir.”

WSWS ve Uluslararası Komite, sınıf mücadelesinin tam olarak bu şekilde yeniden patlaması öngörüsüyle işçi sınıfını siyasi olarak uyarmaya, ona devrimci bir perspektif ve yönelim sağlamaya çalışmaktadır.

Kapanma önlemleri sona erdirildiğinde, Amerika’da ölüm saçan ilk polis şiddeti eylemi, bir toplumsal patlamayı tetikledi. Milyonlarca insanın koronavirüsün yayılmasında bir artış olmasından haklı olarak korku duyduğu koşullarda bile, “küresel kitlesel protestolar”, kapitalist devlet vahşetine birleşik muhalefet biçiminde geri dönmüştür.

Amerikan medyası, ABD’deki ve dünya genelindeki sınıfsal ilişkilerin gerçek durumunu ve gerçek güç dengesini açıkça gösteren bu olaylara ya çok az yer verecek ya da bunlardan hiç bahsetmeyecek. Bu protestolar, artık Trump’ın görevden alınması talebiyle bir mücadeleye giren Amerikan işçi sınıfının son derece güçlü müttefiklere sahip olduğunu kanıtlamaktadır. Tüm dünyada oligarşinin egemenliğinin canlı örneği bir haydut olarak nefret edilen Trump’a karşı mücadele, bütün ülkelerde kendi egemenleri ile çatışmaya giren işçi sınıfı ve gençlik içinde güçlü bir destek bulacaktır.

İşçiler ve gençler, Trump’ın saldırısına, onun, Mike Pence’in ve diğer komplocuların görevden alınması yönünde enternasyonalist bir mücadele programı benimseyerek karşı koymalıdır. Sosyalizm uğruna mücadelede, Trump’ın bir polis-ordu diktatörlüğü uygulamaya koyma planıyla boy ölçüşüp onu yenilgiye uğratacak bir dünya işçi sınıfı hareketi, bu temelde şekillenmeye başlayacaktır.

Thomas Scripps