Koronavirüs konusunda Merkel’den Avrupa’ya: “Ölün”

Johannes Stern ve Alex Lantier
18 Mart 2020

Almanya Başbakanı Angela Merkel, Çarşamba günü düzenlediği basın toplantısında, milyonlarca insanın kaderine yönelik sarsıcı bir kayıtsızlıkla, hükümetinin halkın yüzde 60-70’inin Covid-19 virüsüne yakalanacağını beklediğini ilan etti.

Merkel şunları ifade etti: “Virüs var ama halkın virüse bağışıklığı yok, bir aşı ya da tedavi yok; öyleyse durum değişmediği takdirde halkın büyük bir kısmı –uzmanlar yüzde 60-70 diyor– hastalığa yakalanacak.”

Virüs hakkındaki temel olgular hâlâ yaygın olarak bilinmezken, Merkel, yaptığı açıklamanın tüyler ürpertici sonuçlarını dile getirmemeyi tercih etti. Koronavirüs hastalarının yüzde 5 ile 20’si şiddetli zatürre geçiriyor. Bu da hayatta kalmak için yoğun bakım ve suni solunum gerektiriyor. Eğer 48 ile 56 milyon arasında Alman Covid-19’a yakalanırsa, bu 11 milyon kadar insanın yoğun bakıma ihtiyaç duyacağı anlamına gelir. 500.000’den az hastane yatağı ve bir milyon hemşire ile Almanya’nın sağlık sistemi bunun altında ezilir ve kritik seviyede bulunan milyonlarca hasta tedavi edilmeden ölüme terk edilir. Avrupa ve dünya genelinde ölü sayısı on milyonlarca kişiye yükselir.

Maskeli ve eldivenli bir işçi, Düsseldorf’daki korona teşhis merkezinin kapısının ardında bir sonraki hastayı bekliyor. (AP Photo/Martin Meissner)

Tıp uzmanları, insanlığın yüzde 70’e varan bir kısmının hastalığa yakalanabileceği ifadelerinin bir tahmin değil, böylesine büyük bir can kaybını önlemek için hızlı ve saldırgan adımların atılmaması durumundaki tehlikelere dikkat çeken bilimsel bir uyarı olduğunu tekrar tekrar vurguladılar.

Nitekim koronavirüs uzmanı Dr. Richard Hatchett, Britanya’da yayımlanan Channel 4 kanalına, insanlığın yüzde 50-70’inin hastalığa yakalanabileceği uyarısında bulunduktan sonra şunları söylüyordu: “Tahminlerde bulunmayı sevmem. Virüsün potansiyeli hakkında konuşulması, tehlikenin ne kadar büyük olduğunun anlaşılabilmesi açısından önem taşıyor. Virüse nasıl tepki verecekleri toplumlara kalmış.”

Hatchett, Çin’de, Singapur’da ve Hong Kong’da sıkı bir test süreci, gözetim ve karantina işlemlerinin hastaları yalıtıp tedavi ederek hastalığın yayılmasını durdurmasından sonra yeni vaka sayısında düşüş olmasına dikkat çekerek, koronavirüsle mücadele etmenin mümkün olduğunu vurguladı: “Virüs burada. Yüksek hastalık oranlarına, hatta yüksek ölüm oranlarına neden olacak muazzam bir yıkıcılık potansiyeline sahip. Fakat bu kaçınılmaz değil.”

Ancak Merkel, bu tür uzmanların tavsiyeleriyle doğrudan çelişerek, virüsün aralıksız, kontrolsüz ve yıkıcı biçimde yayılmasının kesin olduğunun kabul edilmesini istiyor. Merkel, anlamlı bir şekilde, kaynakların, sanayi kapasitesinin ve eğitimli personelin salgına karşı küresel bir mücadele doğrultusunda uluslararası ölçekte geniş çaplı seferber edilmesi çağrısı yapmıyor. Bunun yerine o, Almanya’nın, sağlık sisteminin koronavirüs hastalarıyla “aşırı yüklenmesinden” kaçınması gerektiğini söylüyor:

“Halk içinde virüsten daha ağır biçimde etkilenen yaşlılar ve önceden hastalığı olanlar gibi özel gruplar olduğunu biliyoruz, bu yüzden politikamız sağlık sistemimize aşırı yüklenmeme hedefi eliyle belirlenmeli.”

Merkel bunun nasıl yapılacağını söylemedi. Ancak Fransa’da hastaneler, risk altındaki yaşlı hastalara odaklanmak için daha genç koronavirüs hastalarını geri çeviriyor. İtalya’da hastaneler, artık suni solunum cihazlarını sadece daha genç hastalar için kullanıyor ve 80 yaş üstü ağır hastaları ölüme terk ediyor. Eğer insanlığın yüzde 70’i bu hastalığa yakalanırsa, hastanelere “aşırı yüklenmeme” politikası sadece Almanya’da bile on milyonlarca insanın tedaviden mahrum bırakılması anlamına gelir.

İşçi sınıfı için alarm zilleri çalınmalı. Yalnızca karantinaların uygulanması ve sağlık sektörüne çok büyük mali kaynaklar harcanması ile bu yıkıcı salgın önlenebilir. Bu ise işçi sınıfının bağımsız siyasi seferberliğini gerektirmektedir. Bu önlemlerin halen alınmıyor olmasının başlıca nedeni, bunların egemen sınıfın mali ve siyasi çıkarlarına uymuyor olmasıdır. Egemen sınıf, onlarca yıldır, özellikle sağlık hizmetlerini ve diğer önemli sosyal hizmetleri hedef alan aralıksız kemer sıkma politikaları sayesinde devasa bir servet biriktirmiş ve ordu-polis aygıtını güçlendirmiştir.

Merkel’in asıl “öncelikleri” bu gerici politikalardır. O, basın toplantısının devamında bunları şöyle saydı: “Hükümetin her düzeyde çalışabiliyor olması önem taşıyor. Bu, polis, Bundeswehr (silahlı kuvvetler), kritik altyapı, siyasi kararlar için de geçerlidir; böylece tıbbi olanaklar kullanılabilecektir… Öyleyse bu, ekonomik yaşamı bir dereceye kadar sürdürme meselesidir.”

Bu tür açıklamaların ortaya koyduğu şey yetersizlik değil, siyasi caniliktir. Nazilerin Üçüncü Reich’ının çöküşünden yetmiş beş yıl sonra, mali aristokrasi içinde işçi sınıfına karşı faşizan bir tutum hakimdir. Onlar, işçilere, Antik Roma’nın kürek mahkumlarına yapıldığı gibi, “ölene kadar çalışın!” diyorlar.

2008 Wall Street çöküşünden bu yana ekonomik yaşamı kemer sıkma politikaları ve kendi kabarık borsa portföylerinin trilyonlarca avro ile kurtarılması etrafında düzenleyen şirket oligarşisi, kendi yaşamları ve muazzam servetleri korunduğu sürece milyonlarca işçiyi ölüme göndermeye hazırdır. Guardian, zenginlerin, “İtalya örneğinin ardından ülke genelinde karantina önlemlerinin başlatılmasından” sıvışmak için Avrupa’dan kaçarak “yazlık evlere ya da özel olarak hazırlanmış afet sığınaklarına” gitmek üzere “özel jetler” kiraladığını yazıyor.

Egemen sınıfın önemli kesimlerinin koronavirüsü “Tanrı’nın bir lütfu” olarak gördüğüne şüphe yok. Milyonlarca yaşlının ve hastanın ölmesi, sosyal harcamalarda yeni kesintilere ve kendi ceplerine milyarlar doldurmalarına olanak sağlayacak. Finans yorumcusu Rick Santelli’nin faşizan sözlerinin altında bu yatmaktadır. Santelli, virüsün ne kadar geniş biçimde yayılacağı hakkındaki uzun süreli piyasa belirsizliği “küresel ve yerel ekonomileri altüst ettiği” için, “herkese yeni koronavirüs bulaştırmalıyız,” demişti.

Avrupa’daki ve dünya genelindeki işçiler, kendi kaderlerini tarihsel olarak iflas etmiş bir egemen sınıfın ellerine bırakamazlar. İşçilerin salgın felaketini önlemek için mücadele etmek üzere bir programa ihtiyacı var. Kritik talepler şunları içermelidir:

*Herkese ücretsiz, yüksek nitelikli tedavi! Gelirlerine ya da sigorta teminatlarına bakılmaksızın herkese en gelişmiş tıbbi bakımın sağlanması için kaynaklar kullanıma sunulmalıdır. Yaşlılar, tutuklular, sağlığa zararlı kamplarda kapana kısılmış sığınmacılar ve evsizler acilen özel korumaya ihtiyaç duymaktadır.

*Virüsün yayılmasını kontrol altına almak için karantinalar! Önümüzdeki haftalarda ve aylarda milyonlarca insanın hastalığa yakalanıp ölme tehlikesini engellemek için tüm gerekli karantina adımları atılmalı, bunu yaparken demokratik haklara ve insanların haysiyetine saygı gösterilmelidir. Karantinalar nedeniyle evde kalan işçiler, küçük esnaf ve aileleri sosyal destek almalı; yiyecek ve diğer tüm gereksinimleri karşılanmalıdır.

*Bağımsız fabrika ve mahalle komiteleri inşa edin! İşçiler, gerekli önlemlerin alındığından emin olmak için kendi kolektif güçlerini koordine etmek ve harekete geçirmek üzere bağımsız bir şekilde örgütlenmelidir. İnsanlığın yazgısı, tek hedefi borsaları ve kendi servetini korumak olan mali aristokrasinin polis devleti aygıtına bırakılamaz.

Halkın sağlığını koruyamamakla kalmayıp milyonlarca insanın ölümünü soğukkanlılıkla hesaplayan bir toplumsal sistem son bulmalıdır. Kapitalist egemen sınıf iyileştirilemez. İşçi sınıfı için, toplumun sosyalist dönüşümü artık bir ölüm kalım meselesidir.

12 Mart 2020