Suriye’deki Türk askerlerinin vurulmasının ardından savaş gerilimleri artıyor

Bill Van Auken
2 Mart 2020

Dünya çapında hükümetlerin, Birleşmiş Milletler’in ve NATO ittifakının, Suriye’nin kuzeyinde bulunan İdlib’de tırmanan gerilimleri düşürme çağrılarının ortasında, Türkiye ile Rusya arasında bir topyekun askeri çatışmanın potansiyel olarak yıkıcı bir dünya savaşını tetikleme tehlikesi artıyor.

Perşembe günü otuzdan fazla Türk askerinin (bir açıklamaya göre ölü sayısı en az 50) yaşamına mal olan hava saldırısının ve Suriye Arap Ordusu birliklerine yapılan misilleme saldırılarının ardından, Ankara ile Moskova’nın çatışmaya ilişkin açıklamaları, iki ülke Suriye’de tamamen zıt hedefler peşinde koştuğu için keskin biçimde çelişiyor.

Türkiye Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar (sağdan üçüncü), Suriye’de öldürülen Türk askerlerinden biri olan Halil İbrahim Akkaya’nın cenaze törenine katılıyor; Bahçe, Osmaniye, Türkiye, 28 Şubat 2020 [Kaynak: AP Photo]

Rus Donanması, Cuma günü yaptığı açıklamada, savaş tehlikesinin devam ettiğini açıkça gösterecek şekilde, Karadeniz’de bulunan Kalibr kruz füzeleri yüklü iki savaş gemisini benzer şekilde silahlı bir fırkateynin bulunduğu Akdeniz’e sevk ettiğini duyurdu. Bu üç savaş gemisi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin İdlib’e konuşlandırmış olduğu 10.000 dolayında Türk askerine doğrudan tehdit oluşturacak şekilde Suriye açıklarında seyredecek.

Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında Cuma günü bir telefon görüşmesi gerçekleşti. Kremlin’in görüşmeye ilişkin yaptığı açıklamaya göre, her iki taraf da İdlib’de tırmanan çatışmadan “ciddi kaygı duyduğunu” ifade etmiş ve “Rusya ve Türkiye savunma bakanları arasında daha etkin koordinasyonun önemi” konusunda anlaşmıştı.

Kremlin sözcüsü ayrıca iki devlet başkanının krizi yatıştırmak amacıyla önümüzdeki hafta Moskova’da bir araya geleceğini bildirdi.

Ancak iki devletin savunma bakanlarının Perşembe günü Türk askerlerine düzenlenen saldırının nedeni hakkında yaptıkları açıklamalar ciddi biçimde çelişiyor. Her iki taraf da saldırının Rusya değil Suriye kuvvetleri tarafından düzenlendiği konusunda aynı fikirde olsa da, Rusya, askerlerin Suriye’nin topçu ateşiyle öldürüldüğünü söylerken, Türkiye, askerlerin bir hava saldırısıyla öldürüldüğü suçlamasında bulunuyor (İdlib’deki hava bombardımanlarının büyük kısmından Rusya sorumlu olsa da, Moskova savaş uçaklarının bölgede uçmadığı konusunda ısrar ediyor). Her iki tarafın da ölümlerden Suriye’yi sorumlu tutması, Rusya ile Türkiye arasında doğrudan bir çatışmadan kaçınma arzusunu gösteriyor.

Türkiye, askerlerinin yerini Rus ordusuna bildirdiği ve bu bilgiyi Suriye hükümeti güçlerine aktarmanın Moskova’nın sorumluğunda olduğu konusunda ısrarcı. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Cuma günü yaptığı açıklamada, “Bu saldırı sırasında birliklerimizin etrafında hiçbir silahlı grubun da bulunmadığını burada belirtmek isterim,” dedi.

Rusya Savunma Bakanlığı ise Türk askerlerinin “terörist grupların muharebe düzeni içinde” oldukları ve Rus ordusuna herhangi bir uyarıda bulunmadan “olmamaları gereken” bir yere gönderildikleri suçlamasında bulunan bir açıklama yaptı.

Saldırı, stratejik Serakeb ilçesinin kontrolü için Suriye Arap Ordusu ile Türkiye destekli milisler arasında şiddetli çatışmalar sürerken meydana geldi. Suriye’nin başkenti Şam’ı ülkenin ikinci büyük kenti Halep’e bağlayan ana otoyol Serakeb’ten geçiyor. Suriye hükümeti güçleri ilçeyi hafta başında ele geçirmiş ancak sözde “asiler” geri almayı başarmışlardı.

Ankara ile Moskova, birbirlerini 2018’de yapılan Soçi anlaşmasını ihlal etmekle suçluyor. İdlib’te ateşkes sağlanarak “askersiz bölge” kurulmasını öngören anlaşma, “ılımlılar”ın aksine “radikal” asilerle birlikte tüm ağır silahları, roket sistemlerini ve havan toplarını hariç tutuyordu.

Türkiye, Suriye hükümetini ve onun başlıca müttefikleri olan Rusya ile İran’ı, İdlib’in büyük kısmının kontrolünü geri almak üzere bir saldırı başlatarak anlaşmayı ihlal etmekle suçluyor. Rusya ise Türkiye’yi, “radikaller”i “ılımlılar”dan ayırmamakla ve “asiler”e silahlı insansız hava araçları ve topçu ateşi dahil askeri destek sağlamakla suçluyor.

İdlib’deki başlıca “asi” savaş gücü, Birleşmiş Milletler tarafından terörist olarak tanımlanan, El Kaide’nin eski Suriye kolunun önderlik ettiği cephe örgütü Heyet Tahrir Şam’dır. ABD’nin IŞİD karşıtı harekattan sorumlu eski diplomatı Brett McGurk, İdlib’i, “11 Eylül’den beri en büyük El Kaide sığınağı” ve “çok büyük bir problem” olarak nitelemişti. Rusya, İdlib’de yoğunlaşan El Kaide bağlantılı güçlerin terörist saldırılar düzenlemek ve topraklarını bölmek amacıyla Kafkasya’ya konuşlandırılabileceğinden korkuyor.

Milli Savunma Bakanı Akar, Cuma günü, Türkiye’nin İdlib’deki askerlerine yapılan saldırıya yönelik misillemesinde 300’den fazla Suriyeli askerin “etkisiz hale getirildiğini”, çok sayıda helikopterin, tankın ve topun imha edildiğini iddia etti.

Suriye hükümeti sözcüsü ise aynı gün yaptığı açıklamada, Türkiye’nin iddialarının abartılı olduğunu ve “teröristlerin çöken moralini yükseltmeyi” amaçladığını belirtti.

Hem NATO hem de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, İdlib’deki çatışmayı görüşmek üzere Cuma günü toplandı. NATO toplantısı, Türkiye’nin talebiyle düzenlendi.

NATO, bir taziye ve dayanışma açıklaması yaptı ancak Türkiye’nin Suriye’deki operasyonuna herhangi bir maddi destek ifade etmedi. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, yaptığı açıklamada, Suriye yönetimi ile Rus kuvvetlerinin “ayrım gözetmeyen” hava saldırılarını kınıyor ve “bu tehlikeli durumun” tüm taraflarını gerilimi düşürmeye çağırıyordu.

ABD’nin NATO temsilcisi Kay Bailey Hutchinson ise Suriye konusunda “her şey masada” diye ilan ediyor ve ayrıca anlamlı bir şekilde şunları söylüyordu: “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bizim hem geçmişin hem de geleceğin müttefiki olduğumuzu göreceğini umuyorum. Ve S-400’den vazgeçmeleri gerekiyor.” Ankara’nın Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri satın almak için yaptığı 2,5 milyar dolarlık anlaşma, ABD’den ve diğer NATO üyelerinden Türkiye’nin ittifakın yörüngesinden çıkıp Moskova’nın yörüngesine girdiği suçlamalarına neden olmuştu.

Erdoğan hükümeti, Washington’ın, Rusya’nın Suriye hava sahasını kontrol etmesine karşı koymak için istediği Patriot füze bataryalarını göndermeyi reddettiğini kabul etti. Türk askerlerine yapılan saldırıdan iki gün önce, hem ABD Savunma Bakanı Mark Esper hem de ABD Genelkurmay Başkanı Mark Milley, Kongre komisyonlarında yaptıkları açıklamalarda, Washington’ın Suriye’deki “iç savaşa yeniden dahil olma” niyetinin olmadığını söylemişlerdi. ABD ordusu, geçtiğimiz yıl Suriye-Türkiye sınırındaki kuvvetlerini çekmesinin ardından, görünüşte petrol sahalarının kontrolünü sağlamak ve Şam hükümetini kendi stratejik kaynaklarına erişimden mahrum bırakmak için Suriye’nin kuzeydoğusundaki Deyrizor ilinde 500 asker tutmayı sürdürüyor.

Ankara, Suriye’deki amaçlarını desteklemeleri için Avrupalı NATO güçlerine açıkça şantaj yapma amacıyla, bundan sonra 3,5 milyon sığınmacının Avrupa’ya gitmesini engellemeyeceğini açıkladı. Televizyon kanalları, Ege Denizi’nde botlara binen ya da Yunanistan ve Bulgaristan sınırlarına yürüyen sığınmacıların görüntülerini yayımlıyor. Yunanistan polisi, iki ülke arasındaki sınır bölgesine giren yüzlerce sığınmacıya “caydırıcı” göz yaşartıcı gazla saldırırken, Bulgaristan, sınırına 1000 asker sevk ettiğini duyurdu.

Büyük Britanya’nın ve başka NATO güçlerinin talebiyle, Türkiye ile dayanışma ilan edip Suriye’yi ve Rusya’yı kınamak amacıyla toplanan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi oturumunda, BM Genel Sekreteri António Guterres, İdlib’de başka olası doğrudan çatışmaların “çarpıcı etkileri” hakkında uyarıda bulundu. Guterres, “İdlib’de ve çevresinde bulunan kuvvetlerin hacmi göz önünde bulundurulduğunda,” çatışmanın kontrolden çıkma riskinin “hafife alınmaması gerektiğini” söyledi.

Avrupa Birliği’nin dış politika şefi Josep Borrell, aynı gün yaptığı açıklamada benzer bir uyarıda bulunarak, Suriye’deki çatışmaların hızla “büyük ve açık bir uluslararası askeri çatışmaya” dönüşebileceğini belirtti.

Erdoğan hükümetinin Suriye’deki askeri müdahalesi Türkiye işçi sınıfı içinde destek görmüyor. Bu yüzden, savaş karşıtı muhalefetin yayılmasını engellemek amacıyla Perşembe akşamı sosyal medya geçici olarak engellendi.

Rusya ile çatışmanın tırmanma olasılığı Türk piyasalarını da olumsuz etkiledi. Türk Lirası üst üste beş gün değer kaybederken, Borsa İstanbul 100 Endeksi Cuma günkü açılışta yüzde 10 düştü. Türkiye’nin içinde bulunduğu durgunluktan çıkıp ekonomik olarak toparlanması, kısmen Rusya ile yapılan anlaşmalara bağlı. Rus gazını Türkiye’ye ve Avrupa’ya taşıyan TürkAkım boru hattının Ocak ayının başında açılması da bunun bir parçası.

Suriye çatışmasının yıkıcı bir dünya savaşına dönüşme potansiyeli, hükümetlerin ya da şirket medyasının kabul ettiğinden çok daha büyük. Rus haber sitesi gazeta.ru, geçtiğimiz hafta, başlıca askeri uzmanı olan emekli albay Mihail Kodarenok’in bir köşe yazısını yayımladı. Kodarenok, Rusya’nın Türkiye karşısında geri çekilmesinin “siyasi-askeri bir fiyasko” anlamına geleceğini, bununla birlikte Türkiye’nin İdlib sahasında “personel ve askeri donanım açısından ezici bir üstünlüğe” sahip olduğunu belirtiyor ve Rusya’nın galip gelmesinin tek yolunun taktik nükleer silah tehdidi ya da kullanımı olacağı sonucuna varıyordu.

İdlib’de yoğunlaşan muazzam gerilimler, dünya kapitalizminin çözümsüz krizi ve özellikle ABD emperyalizminin gerileyen egemenliğini askeri güç yoluyla koruma girişimleri nedeniyle artan küresel savaş yöneliminin bir ürünüdür. Bu çatışmanın nükleer silahlı güçler arasında bir dünya savaşına dönüşme tehlikesine ancak Ortadoğu’da ve dünya genelinde işçi sınıfına dayanan uluslararası bir savaş karşıtı hareketin inşa edilmesiyle karşı konulabilir.

Yazar ayrıca şunları öneriyor:

Suriye-Rusya hava saldırısında onlarca asker ölürken Türkiye Suriye’yi bombalıyor

[28 Şubat 2020]

Washington Suriye’ye ve Rusya’ya karşı Türkiye’yi desteklerken çatışma tırmanıyor

[21 Şubat 2020]

Suriye’de savaş tehlikesi artarken Washington Türkiye’ye arka çıkıyor

[19 Şubat 2020]