Erdoğan Libya’ya asker gönderme tehdidinde bulunuyor

Bill Van Auken
13 Aralık 2019

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Salı günü, Trablus’ta kuşatılmış durumdaki hükümetin Ankara’dan yardım istemesi durumunda, Türkiye’nin savaştan harap olan Libya’ya asker göndermeye hazır olduğunu uyarısında bulundu.

Müdahale tehdidi, iki milyon nüfuslu Libya başkentinin topyekün bir savaşın eşiğinde olduğu sırada geldi. Başbakan Fayiz es-Serrac’ın BM tarafından tanınan Trablus merkezli Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni (GNA) destekleyen milisler ile doğudaki liman kenti Tobruk’ta bulunan rakip Libya Temsilciler Meclisi’ne bağlı Libya Ulusal Ordusu arasında iç savaş yaşanıyor.

Bir zamanlar Afrika’nın en zengin ülkesi olan ve kıtanın en büyük petrol rezervlerine sahip olmakla övünen Libya, 2011’de ABD-NATO tarafından yürütülen rejim değişikliği savaşı eliyle batık bir devlet haline dönüştürüldü. Ülke, aralıksız bir kaos ve katliam durumuna sokuldu. Libya’nın güvenlik güçlerini ve yaşamsal altyapısını yok etmek ve Muammer Kaddafi hükümetini devirmek için CIA destekli İslamcı milisleri desteklemek üzere yedi ay boyunca bir bombardıman harekatı yürütüldü.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan [Kaynak: ABD Dışişleri Bakanlığı]

Türkiye, Başbakan Fayiz es-Serrac’ın Trablus’taki GNA hükümetine belirgin bir maddi destek sağlayan tek güç. Tobruk hükümeti ve 76 yaşındaki “Mareşal” Halife Hafter’in komuta ettiği LNA ise Mısır’ın, Birleşik Arap Emirlikleri’nin, Ürdün’ün, Suudi Arabistan’ın, Fransa’nın ve Rusya’nın desteğini kazanmış durumda.

Washington’ın çatışmaya yönelik yaklaşımı ise belirsiz. ABD Trablus’taki hükümeti resmen tanıyor ve bir ateşkes çağrısı yapıyor olsa da, Başkan Donald Trump, geçtiğimiz Nisan ayında, Trablus’a yönelik önceki kuşatmasını gerçekleştiren Hafter ile bizzat konuşmuş ve daha sonra onu “terörle mücadele ve Libya’nın petrol kaynaklarını koruma konusunda önemli bir rol” oynadığı gerekçesiyle övmüştü.

Bir zamanlar Kaddafi’nin generaliyken bir CIA varlığına dönüşen ve teşkilatın Langley, Virginia’daki genel merkezi yakınlarında yirmi yıl geçiren Hafter, ABD’nin Kaddafi hükümetine karşı komplolarında işbirliği yapmış ve 2011’deki NATO savaşının başlamasından kısa süre sonra, NATO destekli “asiler”i desteklemek için Libya’ya geri dönmüştü.

Paralı asker, savaş uçakları ve Libya hava sahasını kontrol etmelerini sağlayan hava savunma sistemleri biçimindeki Rus yardımına ilişkin haberlerin ortasında, Hafter güçleri üstünlüğü ele geçirmiş gibi görünüyor.

Washington’ın tavrı, Rusya’nın artan rolü karşısında değişiyor gibi görünüyor. ABD ordusunun Afrika Komutanlığı’nın (AFRICOM) başındaki General Stephen Townsend, geçtiğimiz ay, bir Rus hava savunma bataryasının Trablus yakınlarında ABD’ye ait insansız bir askeri gözetleme uçağını (İHA) vurup düşürdüğünü söyledi. Townsend, ABD uçağının GNA milislerinin Hafter güçlerine saldırmak için kullandığı Türk İHA’larından biri sanılarak yanlışlıkla vurulmuş olabileceğini kabul ederken, şunları eklemişti: “Ama artık kime ait olduğunu kesin olarak biliyorlar ve onu geri vermeyi reddediyorlar. Nerede olduğunu bilmediklerini söylüyorlar ama ben bunu yemem.” ABD’li yetkililer, ayrıca, Rusya’nın, ABD emperyalizminin sekiz yıl önce Libya hükümetini ve toplumunu yıkıma uğratmasıyla yaratılan krizi “kendi çıkarına kullandığını” öne sürdüler.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Çarşamba günü, önceki gün Washington’da Rus mevkidaşı Sergey Lavrov’la Libya konusunu görüştüğünü ve “askeri bir çözüm olmadığını” belirttiğini söyledi. Pompeo 2011’de Libya’ya uygulanan silah ambargosuna ABD’nin desteğini de yineledi. Söz konusu ambargo, ülkedeki İslamcı milislere silah sağlayan CIA tarafından açıkça ihlal edilmişti. O silahlar daha sonra Suriye’de ve başka yerlerde El Kaide güçlerinin eline geçti.

Libya’daki güçler arasında bu tür görüşmeler olup olmayacağı net değil. Hafter ve destekçileri, yılın sonuna kadar Trablus’u alacaklarını ilan ettiler. Haberlere göre, Trablus’un güneyindeki Salah el-Deen’in büyük kısmının kontrolünü ele geçiren LNA güçleri, Libya başkentinden sadece üç kilometre uzakta bulunuyorlar. LNA’nın kente girmesinin kanlı sokak çatışmalarına ve ülke içinden ve dışından çok sayıda sığınmacıyı içeren bir nüfusun yerinden edilmesini tetikleyeceği neredeyse kesindir.

Erdoğan’ın Türk askerlerini gönderme önerisi, Ankara ile Trablus’taki yönetim arasında imzalanan bir anlaşmanın hemen ardından geldi. Anlaşma, Ankara’nın Libya’da Türk üsleri kurma hakkı dahil askeri yardım sağlamasını ve iki ülke arasındaki çapraz deniz sınırlarını çizdiği söylenen bir Mutabakat Muhtırası’nı içeriyor.

Anlaşma, Doğu Akdeniz’in Libya’yı Türkiye’den ayıran geniş bir bölümü üzerinde hak iddia ediyor. Söz konusu alan, değerinin yüz milyarlarca dolar olduğu tahmin edilen açık deniz petrol ve doğalgaz rezervlerinin yanı sıra Yunanistan’ın Girit adasının, Kıbrıs’ın ve Mısır’ın açıklarındaki suları kapsıyor.

Yunanistan, anlaşmanın imzalanmasının ardından Trablus hükümetinin büyükelçisini sınır dışı etti ve anlaşmanın uluslararası hukuku ihlal ettiğini belirterek Birleşmiş Milletler’e gitti. Kıbrıs hükümeti ise, Türkiye’nin kendi egemenlik haklarını ihlal ettiğini söyleyerek, Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde yasal girişimde bulundu.

Türkiye’nin Libya’da bir ayağı çukurda görünen bir yönetim ile yaptığı anlaşma, bölgedeki sondaj hakları üzerindeki iddialarını desteklemeyi amaçlıyor.

Erdoğan, Salı günü, bu konuda yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Bu anlaşmayı biz Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti ile imzaladık. Türkiye ve Libya olarak karşılıklı yeni bir anlaşma ile belirlediğimiz bu münhasır ekonomik bölge alanlarında ortak arama faaliyetleri gerçekleştirebileceğiz. Herhangi bir sıkıntı yok.”

Devamında Erdoğan şunları belirtti: “Diğer uluslararası aktörler, bu anlaşma ile Türkiye’nin çizdiği alanlarda onay almaksızın arama-tarama faaliyeti yapamaz. Güney Kıbrıs, Mısır, Yunanistan ve İsrail, bu bölgeden Türkiye’nin onayı olmadan doğal gaz nakil hattı kuramaz.”

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise, Çarşamba günü hükümet yanlısı A Haber’e verdiği röportajda, Ankara’nın hak iddia ettiği sulardaki her çalışmayı “engelleme hakkı”na sahip olduğunu söyledi. Bakan, Türkiye’nin böyle bir sondaj faaliyetini engellemek için askeri güce başvurup başvurmayacağı sorusuna, “elbette” yanıtını verdi.

Kıbrıs, şu anda Türkiye’nin hak iddia ettiği sularda ortak sondaj faaliyetleri yürütmeleri için Fransa’nın Total ve İtalya’nın ENI enerji holdingleri ile anlaşma yapmış durumda. Geçtiğimiz Temmuz ayında, Ankara, Kıbrıs’ın kendi münhasır ekonomik bölgesi olarak gördüğü sulara arama sondajı yapmak için savaş gemilerinin eşlik ettiği sondaj gemileri göndermişti. Türk savaş gemileri, geçtiğimiz yıl, ENI tarafından kiralanmış bir sondaj gemisinin Kıbrıs’ın güneydoğusundaki sulara girmesini engellemişti. Kıbrıs’ı tanımayan Türkiye, adanın kuzeyinde bağımsızlığını ilan eden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni koruduğunu söyleyerek ekonomik bölgenin büyük kısmında hak ediyor.

Doğu Akdeniz’deki enerji rezervleri üzerine yaşanan çekişme ve Libya’daki kanlı savaş, bölge genelinde giderek artan istikrarsız durumun bir parçasıdır. Bu durum, bölge ve hatta dünya çapında bir askeri çatışma tehlikesi yaratıyor.