ABD Türkiye’nin Suriye harekatında “ateşkes” yapıldığını iddia ediyor

Bill Van Auken
21 Ekim 2019

Trump yönetimi, Perşembe günü, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde Kürt milliyetçisi YPG milislerine karşı harekatının sekizinci gününde bir “ateşkes”i müzakere edip sonuca bağlayarak büyük bir diplomatik zafere ulaşmış olduğunu iddia etti. 6 Ekim’de Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığı bir telefon görüşmesinde bizzat ABD başkanı istilaya yeşil ışık yakmış ve ardından da, harekata olanak sağlamak için, Suriye-Türkiye sınırına konuşlandırılmış durumdaki ABD Özel Kuvvet birliklerini geri çekmişti.

ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ile ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun Ankara’daki ABD büyükelçiliğinde düzenlediği bir basın toplantısında duyurulan “ateşkes”in varlığı, “terörist” güçler ile hiçbir zaman böyle bir anlaşma yapmayacaklarını ileri süren Türk yetkililer tarafından derhal inkar edildi. Ankara, Pentagon’un IŞİD’e karşı sözde savaşında başlıca vekil kara gücü işlevi görmüş olan YPG’yi, son otuz yıldır bastırma harekatı yürüttüğü Kürt ayrılıkçı hareket PKK’nin bir şubesi olarak görüyor.

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Perşembe günü öğleden sonra, 13 maddelik bir “Kuzeydoğu Suriye’ye İlişkin Türkiye-ABD Ortak Açıklaması”nı yayımladılar. Belgenin hiçbir yerinde bir ateşkes ifadesi geçmezken, “Türk tarafı, Barış Pınarı Harekatı’na, güvenli bölgeden YPG’nin 120 saat içinde geri çekilmelerine teminen ara verecektir,” deniyor. Kürt milislerin sınırdan çekilmesi, Türkiye’nin harekatının başlıca hedefi.

Açıklama, ABD ile Türkiye’nin NATO müttefikleri olarak ilişkilerini teyit ederek başlıyor ve Washington’ın Ankara’nın “Türkiye’nin güney sınırına dair meşru güvenlik kaygılarını” anladığını ve “NATO topraklarını ve NATO halklarını tüm tehditlere karşı koruma taahhütlerini muhafaza ettiğini” belirterek devam ediyor.

Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Erdoğan ile ABD’li yetkililer arasındaki görüşmenin ardından, “Bugünkü müzakerelerde … istediklerimizi aldık. ABD tarafı, Türkiye'nin meşru güvenlik çıkarlarının korunması bakımından güvenli bölgenin önemini ve işlevselliğini kabul ediyor,” dedi.

Anlaşma, ayrıca, Türkiye’ye karşı başka ABD yaptırımı uygulanmayacağını ve var olanların da Suriye’deki askeri operasyonlar durdurulunca kaldırılacağını taahhüt ediyor.

Türk ordusunun harekatı yüzlerce kişiyi öldürdü ve en az 200.000 Suriyeli Kürt’ün evlerini terk ederek güneye kaçmasına yol açtı. Vahşetler, Türkiye destekli İslamcı milislere yükleniyor. Söz konusu milisler, Devlet Başkanı Beşar Esad hükümetine karşı rejim değişikliği savaşında daha önce CIA tarafından silahlandırılıp finanse edilmiş El Kaide bağlantılı aynı güçlerden geliyorlar.

Fort Worth, Teksas’ta kameraların önünde böbürlenen Trump, Türkiye ile yapılan ve Washington’ın Ankara’nın talep ettiği her şeyi vermesi anlamına gelen anlaşmayı tarihi olarak niteledi ve ekledi: “bu 10 yıldır ulaşmaya çalıştıkları bir şey ve alamamışlardı.” Trump, Suriye’nin kuzey sınırındaki çatışmaların kesin olmayan bir şekilde durdurulması sanki ülkedeki sekiz yıllık çatışmanın sona ermesi anlamına geliyormuş gibi, “milyonlarca yaşamı” kurtarmış olduğunu ileri sürdü ve anlaşmayı, kendisinin “alışılmadık” yaklaşımına ve “sert sevgi”sine yordu.

Trump, doğruyu söylediği ender rastlanan bir açıklamasında, Obama yönetimini, 2011’de başlatılan uzun süreli rejim değişikliği operasyonu sırasında “aynı bölgede çok kısa bir dönemde yarım milyondan fazla insanın hayatını kaybetmesi”nden sorumlu tuttu.

Trump, Ankara’da yapılan Pence-Erdoğan görüşmesinden bir gün önce, Beyaz Saray’da düzenlenen bir basın toplantısında, Türkiye-Suriye sınırındaki çatışma için “bizimle bir ilgisi yok” ve “bizim sorunumuz değil” demişti. ABD başkanı, ABD’nin Suriye müdahalesinde 11.000 dolayında kayıp veren YPG’den küçümseyerek söz etti ve “savaşmaları için para ödenen” paralı askerler olduklarını ima ederek, “melek değiller” diye ekledi.

Beyaz Saray, ayrıca, iki partiden gelen ve giderek büyüyen eleştirilere yanıt olarak, Erdoğan’a yönelik 9 Ekim tarihli bir mektubu yayımladı. Mektupta, Trump, Erdoğan’ı, Türkiye’nin harekatını sürdürmesi halinde kendisinin bir “şeytan” olarak görüleceği konusunda uyarıyor ve ona “Sert çocuk olma. Aptal olma!” diyor. Türk yetkililer ise, Erdoğan’ın mektubu çöpe attığını ve Suriye’deki askeri saldırıyı arttırarak karşılık verdiğini belirttiler.

Perşembe günü yayımlanan ortak açıklama, ABD-Türkiye anlaşmasının Türkiye’nin “milli güvenlik kaygılarının giderilmesini teminen bir güvenli bölge” kurulması konusunda anlaştığını ilan ediyor ve ekliyor: “Güvenli bölge, evvelemirde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin kontrolünde olacak ve her iki taraf, güvenli bölgenin her veçhesiyle uygulanmasında eşgüdümü arttıracaktır.”

Açıklama, “güvenlik bölge”ye ilişkin kesin bir tanım vermediği gibi, ABD’nin bunda oynayacağı rolü de belirtmiyor. Pence, Ankara’daki basın toplantısında, güvenli bölgenin Türkiye-Suriye sınırının aşağı yukarı 32 kilometre güneyine genişletileceğini söyledi fakat sınırdaki uzunluğunun ne kadar olacağı hakkında bir bilgi vermedi. Erdoğan hükümeti, Fırat Nehri’nden Suriye’nin Irak sınırına kadar Suriye’nin kuzeydoğusunun tamamını kapsayan bir alanı ele geçirme niyetinde olduğunu belirtmişti.

Ankara, uzun süredir, hem Kürtlerin oluşturduğu yarı özerk bölgeyi yok etmek hem de Esad’ı devirmek amacıyla başlatılan kanlı mezhepsel iç savaşını tırmandırmak için İslamcı milislerin eğitilip silahlandırılacağı bir alan yaratmak üzere, Suriye sınırları içinde bir “güvenli bölge” oluşturulmasını savunuyor. Erdoğan, ayrıca, Kürtlere karşı bir etnik temizlik hamlesi olarak, milyonlarca Suriyeli Sünni Arap sığınmacıyı Türkiye’den bu “bölge”ye gönderme niyetini açıkladı.

Böyle bir “bölge” talebi, şimdi ölmüş olan Senatör John McCain gibi ABD’li Cumhuriyetçiler ve bunu 2016’daki başkanlık kampanyasının bir parçası yapan Hillary Clinton gibi Demokratlar tarafından da dile getirilmişti. Her ikisi de, bunu, Suriye’deki rejim değişikliği savaşını sürdürmenin bir aracı olarak destekliyordu.

Bir Kürt televizyonuna konuşan Suriye’deki Kürt güçlerinin komutanı Mazlum Abdihas, YPG’nin ve daha önce ABD vekilleri olarak savaşan Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Ankara’da ilan edilen anlaşmaya uyacağını söyledi. Ancak Abdihas, “ateşkes”in, sadece, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin saldırılarına yoğunlaştırdıkları Tel Abyad ve Resulayn kasabaları arasındaki yaklaşık 100 kilometrelik bir alanı kapsadığını ekledi.

Rus askeri birlikleriyle beraber Suriye hükümeti birliklerinin Trump’ın çekilme emrinden sonra ABD Özel Kuvvetleri tarafından terk edilen üsleri devralarak Kobani ve Menbiç kentlerine girip konuşlanması nedeniyle, ABD ile Türkiye’nin bir “güvenli bölge” oluşturma teklifi durumu daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor. Suriye hükümeti askerleri, daha önce ABD’nin hava saldırılarıyla enkaz haline getirilen IŞİD’in eski “başkentine” girdiler.

Kürt milis güçleri, Pazar günü, halkı Türkiye’nin harekatından korumak adına, ABD askerlerinin çekilmesinin yarattığı boşluğu doldurmaları için Suriye hükümeti ve Rus kuvvetlerini davet ettiklerini duyurmuşlardı. Bazı haberlere göre, YPG’li milisler, sınır bölgelerinde hükümet güçleriyle bütünleştiler.

Pence Ankara’da düzenlenen basın toplantısında Erdoğan hükümetiyle Kobani kasabasına herhangi bir askeri harekatta bulunmama konusunda anlaştıklarını iddia etse de, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, “Kobani hakkında bir söz vermedik” ve bunu Rusya ile tartışacağız diyerek ABD başkan yardımcısıyla doğrudan çelişti.

YPG güçlerinin sınır bölgesinden çekilmesinin tamamlanması ve Türk askeri harekatlarının tamamen durmasının başlaması için tanınan 120 saatlik sürenin sonu, Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Soçi’de planlanmış olan görüşmesiyle kesişiyor.

Rusya, Suriye’nin tüm topraklarıyla beraber Suriye’nin kuzey sınırının da Şam hükümetinin kontrolü altında olması gerektiğini vurguluyor. Moskova, aynı zamanda, Türkiye’nin “güvenlik kaygılarını” anladığını belirtiyor ve YPG güçlerinin sınır bölgesinden çekileceğini taahhüt ediyor.

Rusya Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ve İranlı mevkidaşı Muhammed Cevad Zarif, Perşembe günü yaptıkları telefon görüşmesinde, “hem Şam ile Ankara, hem de Suriyeli yetkililer ile Suriyeli Kürtlerin temsilcileri arasında diyalog” yoluyla Fırat Nehri’nin doğusundaki sınır bölgesini istikrara kavuşturma gereği konusunda anlaştılar.

Trump’ın ABD askerlerinin kuzeydoğu Suriye’den kısmen çekilmesini emretmesi (Amerika’nın Ortadoğu’daki ve Afganistan’daki “ebedi savaşları”nı sona erdirme yönündeki popülist ve milliyetçi vaadini yerine getirme olarak birdenbire gelen emri), Washington’da bir siyasi ateş fırtınasını tetiklemiş durumda.

ABD Temsilciler Meclisi, Çarşamba günü, Trump’ın Suriye’deki adımını yasaklayan bir kararı 354’e karşı 60 oyla kabul etti. Cumhuriyetçiler tasarıya 2’ye 1 oranında destek verdiler.

Normalde Trump’ın politikalarının sağcı destekçileri olan Wall Street Journal editörleri, Perşembe günü “Kürtler 354, Trump 60” başlıklı bir başyazı yayımladılar.

Başyazı, görevi kötüye kullanma soruşturmasıyla görevden alınma tehdidine iğneli bir atıf yaparak, “Bu azarlama, Başkanın dış politika kararlarına güvenin aşındığı mesajı veriyor ki bu diğer meselelerde de sürebilir,” diye yazdı ve ekledi: “Bay Trump, küresel taahhütlerden geri çekilme yolunda bütün Cumhuriyetçilerin kendisini izleyeceğini varsayarak yanıldı. Cumhuriyetçilerin çoğu, hala, Amerikan küresel önderliğine ve gerektiğinde sağlam askeri güç kullanmaya inanıyor.”

Pentagon’u eski Kürt vekil güçlerine “ihanet” etmekle suçlayan her iki büyük şirket partisinin politikacıları arasındaki başlıca kaygı, Trump’ın Ortadoğu’da sahayı Rusya’ya ve İran’a terk ettiğidir.

Hem tırmanan siyasi kriz hem de ABD içinde yoğunlaşan sınıf mücadelesi ve toplumsal gerilim koşullarında, ABD militarizminin bölgede tırmandırılması tehdidi, Ankara ile yapılan anlaşmaya bakmaksızın artacaktır. Suriye-Türkiye sınırında gitgide karmaşıklaşan çatışmalar, tüm bölgeyi ve dünyadaki iki büyük nükleer gücü (ABD ve Rusya) içine çekecek daha geniş bir savaşa dönüşme tehlikesini gündeme getirmektedir.