Trump, ABD’nin milyonlarca insanı yalanlara dayanan savaşta öldürdüğünü itiraf etti

16 Ekim 2019

ABD Başkanı Donald Trump, ABD askerlerini Suriye’den çekme kararına yönelik (sağcı Cumhuriyetçilerden Demokratik Parti’ye, New York Times’tan sahte sol Jacobin dergisine kadar uzanan) kınama yağmurunun ortasında, Çarşamba günü, Twitter’da, politikasını savunmak için olağandışı bir mesaj yayımladı:

“Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu’da savaşıp güvenliği sağlamaya SEKİZ TRİLYON DOLAR harcadı. Büyük Askerlerimizin binlercesi ya öldü ya da ağır biçimde yaralandı. Diğer tarafta ise milyonlarca insan öldü. ORTADOĞU’YA GİRİLMESİ … ÜLKEMİZİN TARİHİNDE ŞİMDİYE KADAR ALINMIŞ EN KÖTÜ KARARDIR! Sahte ve artık yanlışlığı kanıtlanmış KİTLE İMHA SİLAHLARI ön kabulüne dayanarak savaşa girdik.”

Trump’ın Twitter hesabı, göreve gelmesinden beri ABD’deki haber döngüsüne yön veriyor. Orada yaptığı paylaşımlarla, göçe yönelik yeni faşizan politikalar başlatıldı, Beyaz Saray kadrosu ve bakanlar kurulu üyesi kişilerin kovulması sık sık duyuruldu ve ABD dış politikasındaki değişimlerin sinyali verildi.

ABD başkanı, geçtiğimiz ay, Kongre’deki Demokrat önderliğin yalnızca Trump’ın Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy ile 25 Temmuz’da yaptığı telefon görüşmesinden kaynaklanan “ulusal güvenlik” kaygılarına odakladığı görevi kötüye kullanma soruşturmasının tırmanmasının ortasında, 800 tweet ile kendi kişisel rekorunu kırdı.

Gelgelelim şirket medyası, Trump’ın ABD ordusunun Ortadoğu’da uzun süredir devam eden müdahalesi hakkında yazdıklarını görmezden gelmeyi seçti.

Bu tweet, ABD kapitalist devleti içinde gelişen şiddetli iç mücadele açısından bakıldığında, ABD’nin küresel stratejisi üzerine keskin farklılıkları dışa vurmaktadır. Trump’ın etrafındakiler tümüyle Çin ile çatışma hazırlığına odaklanmayı isterlerken, siyaset kurumu ve ordu-istihbarat aygıtı içindeki tabakalar ABD’nin Ortadoğu’da egemenliğini ileri sürmek ve Rusya’ya karşı atak yapmak üzere müdahalesinin devam etmesinin Amerikan emperyalizminin Avrasya kara parçası üzerinde hakimiyetini zorla kabul ettirme yönelimi açısından son derece önemli görüyorlar.

Ancak jeostratejik politika üzerine bu anlaşmazlıkların dışında, görevdeki bir ABD başkanının, Washington’ın “milyonlarca insan”ın ölümüyle sonuçlanan “sahte” ve “yanlışlığı kanıtlanmış” bir ön kabul ile bir savaş başlatmış olduğunu itiraf etmesinin, Trump’ın niyetleri ne olursa olsun, doğrudan siyasi sonuçları bulunmaktadır.

Bu, art arda gelen ABD yönetimlerinin toplu katliamla sonuçlanan savaş suçlarından sorumlu olduğu konusunda ABD hükümetinin yaptığı resmi bir itiraf anlamına gelmektedir.

Trump, Washington’ın 2003’teki Irak istilasını, “kitle imha silahları” hakkındaki “sahte önkabule” dayanarak başlattığını kabul etmiştir. Başka bir ifadeyle, George W. Bush yönetimi, bir saldırı savaşına olanak sağlamak için Amerika Birleşik Devletleri halkına ve bütün dünyaya yalan söylemiştir.

Uluslararası hukuka göre, bu savaş, suç oluşturan bir eylemdi ve Irak’ın egemenliğinin açıkça gayrimeşru bir ihlaliydi. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra toplanan Nürnberg Mahkemesi, bir saldırı savaşı planlayıp başlatmanın Nazilerin en büyük suçu olduğunu ilan etmişti. Nazilerin Holokost dahil tüm dehşet verici vahşetleri bundan kaynaklanmıştı. Bu hukuk prensibine göre, Bush, Başkan Yardımcısı Cheney, diğer üst düzey yetkililer ve onların Ortadoğu’daki ABD müdahalesini sürdüren (savaşı Suriye’ye ve Libya’ya genişleten ve diğer taraftan da İran’ı yeni bir savaşla tehdit eden) Obama ve Trump yönetimindeki ardılları, savaş suçluları olarak kovuşturulmalıdır.

Savaşın asıl temeli, Washington’ın Irak’ı askeri olarak fethederek Ortadoğu’nun devasa enerji kaynaklarının kontrolünü (ona Asya’daki ve Avrupa’daki başlıca rakipleri karşısında petrol can suyu üzerinde mutlak güç verecek şekilde) ele geçirebileceği ve böylece ABD emperyalizminin küresel egemenliğindeki gerilemeyi dengeleyebileceği biçimindeki uzun süredir savunulan yağmacı anlayıştı.

Dünya Sosyalist Web Sitesi, ABD’nin Irak’a ve Irak halkına yönelik saldırısının sonuçlarını “toplum kırımı” olarak nitelendirmişti. Bu, eğitim, sağlık hizmetleri ve altyapı bakımından Ortadoğu’nun en gelişmiş toplumlardan birinin kasten mahvedilmesiydi (bkz. “ABD’nin Irak savaşı ve işgali: Bir toplum cinayeti”)

Bu savaşın yol açtığı kayıplar sarsıcı boyuttaydı. Johns Hopkins Bloomberg School of Public Health tarafından 2006 yılında yapılan ve saygın tıp dergisi The Lancet’te yayımlanan kapsamlı bir çalışmaya göre, ABD’nin istilasından kaynaklanan ölü sayısı, savaşın sadece ilk 40 ayında 655.000’in üzerine çıkmıştı.

ABD işgalinden ve Washington’ın böl ve yönet taktiğinin yol açtığı kanlı mezhepsel iç savaştan kaynaklanan aralıksız kıyım pek çok insanın daha yaşamına doğrudan mal olurken, temel su, elektrik, sağlık ve temizlik altyapısının imhası çok daha fazla insanı öldürdü. Toplu kıyım, bu kez 2014’te yılında ABD’nin IŞİD’e karşı savaşı diye etiketlenerek Obama yönetimi altında da sürdürüldü. Vietnam’dan bu yana en yoğun bombardıman harekatının yapıldığı ve Musul’u, Ramadi’yi, Felluce’yi ve başka Irak kentlerini enkaz haline getiren bu savaşta da, yüz binlerce değilse eğer en az on binlerce insan daha katledildi.

ABD’nin Irak’taki 16 yıllık müdahalesinden kaynaklanan ölü sayısına ilişkin son tahminler, 2,4 milyon insana kadar çıkıyor.

Irak savaşının ABD toplumu için de yıkıcı sonuçları oldu. Savaş, 4.500’den fazla Amerikan askerinin ve 4.000 dolayında Amerikan paralı askerinin yaşamına mal olmasının yanı sıra, on binlerce askeri sakat bırakmış ve yüz binlercesini de travma sonrası stres bozukluğu ve travmatik beyin hasarı çekmesine yol açmıştır.

Peki ya, Trump’ın şimdi yalanlara dayandığını itiraf ettiği bir savaşta çocuklarını, kardeşlerini ya da ebeveynlerini kaybeden aileler? Onlar, bu savaşın yaralarını taşıyan gazilerle beraber, suç oluşturan eyleminin sonuçları nedeniyle ABD hükümetine dava açma hakkına sahip olmalılar.

ABD’nin 2001’den beri başlattığı savaşların maliyeti, yaklaşık 6 trilyon dolara (büyük kısmı Irak oluşturmaktadır) yükselmişken, bu savaşları finanse etmek için borç alınan paraların faiz maliyeti ile 8 trilyon dolara ulaşacaktır.

ABD toplumuna ödetilen bu ağır bedeller, yasadışı bir savaş yürütmenin toplumsal ve siyasal etkisi eliyle şiddetlendirilmektedir. Bunun sonuçları, demokratik hakların paramparça edilmesi ve her zamankinden daha çok ordu ve istihbarat aygıtı tarafından yön verilen bir siyasi sistemin toptan yozlaşması olmuştur.

Trump’ın ABD emperyalizminin Irak’ta, Suriye’de ve Ortadoğu’nun başka yerlerinde işlediği suçlar hakkındaki itirafı karşısında medyanın gösterdiği sessizlik, kendi aleyhine suçlama niteliğindedir. Bu sessizlik, şirket medyasının, Irak’a karşı saldırıyı desteklemek için başvurulan yalanları pazarlamasından savaş karşıtı duyarlılığı bastırma girişimine kadar, bu savaş suçlarına ortaklığını yansıtmaktadır.

Bu savaş propagandası, başka hiçbir yerde New York Times’ta olduğu kadar kasıtlı bir şekilde geliştirilmemişti. Bu gazete, Amerikan kamuoyunu, Judith Miller’ın “kitle imha silahları” hakkındaki yalan raporlarıyla ve dış ilişkiler baş yorumcusu Thomas “petrol uğruna savaşla sorunum yok” Friedman’ın zehirli yazılarıyla boğmuştu.

İşin doğrusu, suç oluşturan bir saldırı savaşını destekleyen medya editörleri ve uzmanları, bu savaşı başlatan savaş suçlularının yanındaki sanık sandalyelerinde oturmayı hak etmektedir.

Şirket medyası, Trump’ın Ortadoğu’daki ABD savaşlarına ilişkin suçlamasını, ABD egemen çevrelerinin bu savaşları sürdürmek isteyen kesimlerini temsil ettikleri için de görmezden gelmektedir.

Trump’ın Ortadoğu’daki ABD savaşlarını sona erdirme hakkındaki ikiyüzlü milliyetçi ve popülist söylemi, ezici çoğunluğu bu savaşlara karşı olan ABD halkından destek toplamayı amaçlamaktadır. Gerçekte Trump yönetimi, Demokratların desteğiyle, nükleer silahlı Çin’e ve Rusya’ya karşı yapılan hazırlıklar dahil olmak üzere çok daha yıkıcı savaş hazırlıklarına 738 milyar dolarlık rekor bir askeri bütçe sağlamıştır.

Eğer Beyaz Saray’daki bu faşizan başkan emperyalist savaşın bir muhalifiymiş gibi gülünç bir kılığa girebiliyorsa, bu bütünüyle Demokratlar sayesindedir. Onların Trump’a yönelik muhalefetleri, ABD istihbarat kurumlarının ve Pentagon’un yürütülen dış politikaya yönelik kaygılarıyla bağlantılıdır.

Irak’ın istilasına yönelik kitlesel bir muhalefet olmasına rağmen, ABD’deki sahte sol, medya ile birlikte, bu muhalefeti, savaşın sürdürülmesine ve finanse edilmesine aralıksız destek veren Demokratik Parti’nin arkasına yönlendirmek için elinden geleni yapmıştır.

Trump’ın Irak savaşı suçu hakkındaki itirafı, Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin (WSWS) başından beri söylediklerini yalnızca doğrulamaktadır. WSWS’nin uğruna mücadele ettiği, işçi sınıfına dayanan savaş karşıtı kitlesel bir hareketin inşa edilmesi ve ABD, Ortadoğu ve tüm dünya işçilerinin kapitalist sisteme karşı sosyalist ve enternasyonalist bir programla donatılması, savaşa karşı mücadelede ileriye giden tek yolu sunmaktadır.

Bill Van Auken