General Motors grevi: Gerici ırksal bölünme politikasına karşı sınıf mücadelesi

20 Eylül 2019

Küresel kapitalizmin kalbi Amerika Birleşik Devletleri’nde çok büyük bir mücadele meydana geliyor. 46.000’i aşkın otomotiv işçisi, dünyadaki en güçlü sanayi şirketlerinden biri olan General Motors’a karşı grev düzenliyor. Sınıf mücadelesi, on yıllarca bastırıldıktan sonra yeniden ortaya çıkıyor ve bunun sonuçları dünya genelinde hissedilecek.

Amerika’daki sınıf mücadelesinin muazzam gelenekleri, otomotiv işçilerinin şirketlere muhalefet, birlik arzusu ve mevcut topluma yönelik muhalefet açıklamalarında ifadesini bularak derinlerden yüzeye çıkıyor: Buna, şirket yönetiminin rüşvetçi bir aracı olduğu açığa çıkan Birleşik Otomotiv İşçileri (UAW) sendikasına yönelik genel nefret de eklenmelidir.

İşçilerin kendilerini dile getirmeye başladıkları anlar, böyle anlardır. Grev hatlarında, farklı ırklardan, cinsiyetlerden ve etnik kökenlerden işçiler, birlikte sömürülmelerine ilişkin ortak görüş ve kendileri ve çocukları için bir gelecek uğruna mücadele etme kararlılıkları eliyle birleştiriliyor. İşçiler, Meksika’dan, Brezilya’dan ve Almanya’dan gelen, işçi sınıfının uluslararası birliğini ifade eden mesajlarla cesaretlendiriliyor.

Gerçekleşmekte olan her şey, işçi sınıfının ölümünü ve sınıf mücadelesinin sona erdiğini; bunun yerini güya ırk, toplumsal cinsiyet ve cinsel yönelim etrafında dönen çatışmaların aldığını ilan eden gerici anlatıyla çelişmektedir. İşçi sınıfı varlığını sürdürmektedir ve sınıf mücadelesi –Marx’ın ısrarla vurguladığı gibi– dünya tarihinin itici gücüdür.

Grevci GM işçileri

Bu olgu, buna ırksal ve etnik bölünmeler kışkırtmak için elinden geleni yaparak karşılık veren egemen sınıfı dehşete düşürmektedir.

Sadece bir ay önce, New York Times (NYT), Pazar dergisinde “1619 projesi” üzerine 100 sayfalık bir özel sayı yayımladı ve Amerikan tarihinin ırk takıntılı bir tahrifatını sundu. NYT köşe yazarı Nikole Hannah-Jones, Amerikan toplumunun merkezinde “siyah insanlar” ile “beyaz insanlar” arasındaki çatışmanın olduğunu ve “siyah karşıtı ırkçılığın bu ülkenin DNA’sına işlediğini” yazdı. Bu anlayış, medyada ve ülke genelindeki kampüslerde yürütülen saldırgan bir kampanya üzerinden etkin biçimde destekleniyor.

WSWS’nin 1619 projesini çözümlediği açıklamasında yazdığı gibi, NYT’nin anlatısında tümüyle eksik olan şey, Amerikan işçi sınıfının tarihine ve gelişimine yönelik bir atıftır. WSWS şöyle yazmıştı: “Sınıf mücadelesi yok ve dolayısıyla, Afrika kökenli Amerikalı nüfusun ve özgürleşen kölelerden oluşan bir nüfusu işçi sınıfının son derece önemli bir parçası yapan olayların gerçek tarihi söz konusu değil.”

NYT, İç Savaş’ı izleyen on yıllarda egemen sınıfın sınıf bilincini zayıflatmak için ırksal bölünmeleri bilinçli ve kasıtlı olarak nasıl teşvik ettiğini tamamen dışarıda bırakmıştır. Bu öldürücü ideolojik savaş biçiminin en öne çıkan örneklerinden biri, 1920’lerde ve 1930’larda Ford ve diğer otomotiv şirketleri tarafından ırkçılığın ve antisemitizmin teşvik edilmesiydi. Bunun üstesinden, dönemin sosyalist görüşlü işçilerinin önderliğinde sanayi sendikalarının kurulmasıyla gelinmişti.

Geçtiğimiz kırk yılda, ırksal ayrımların teşvik edilmesi, sahte sol politikanın merkezi bir bileşeni olmuştur. Üst orta sınıfın ayrıcalıklı kesimlerinin çıkarlarından kaynaklanan bu politika, sosyalizme yönelik gerici bir saldırıdır.

Irksal tarih anlatısı, işçilerin bölünmesi ve sınıf bilincinin gelişmesinin engellenip saptırılması gibi güncel siyasi amaçlara hizmet etmektedir. Hannah-Jones, Temmuz 2016’da, polis şiddeti olaylarına yönelik kaleme alınan daha önceki bir yazısında, “beyaz Amerikalıların kolektif yaşam deneyimleri ile siyah Amerikalılarınki arasında var olan ve gerçekten duygudaşlık gösterebilmeyi olanaksız kılan devasa uçurum”dan söz ediyordu.

Grevci GM işçileri arasındaki bu “devasa uçurum” nerede? İster siyah ister beyaz olsun onlar, ücretlerin gerilemesi, işlere yönelik saldırılar, sağlık hizmetlerinin ortadan kaldırılması biçimindeki aynı deneyimi yaşıyorlar. Üstelik bu sadece ABD’deki otomotiv işçileri için değil bütün sektörlerdeki ve dünya genelindeki işçiler için geçerlidir.

Geçtiğimiz yıl, Batı Virginia’dan Kentucky’ye, Oklahoma’dan Arizona’ya kadar öğretmen grevlerine tanık olundu. Bunlar, Demokratik Parti ve sahte sol tarafından ırkçılığın kaleleri diye mahkum edilen eyaletlerdi. Geçtiğimiz ay, AT&T’de çalışan siyah ve beyaz işçiler, ortak bir mücadele içinde, Amerika’nın güneyinde yakın tarihte gerçekleşen en büyük greve katıldılar. Kitlesel gösteriler, Porto Riko’dan Fransa’ya, Cezayir’den Hong Kong’a ve Sudan’a kadar yayılmış durumda.

Yine, haklarında dava açılan UAW yetkilileri arasında da bir ırksal bölünme olmadığının altı çizilmelidir. İşçilerden çalma ve şirketlerden rüşvet kabul etme konusundaki eşit becerilerini gösterenler hem siyah hem beyaz yöneticilerdir. Bu olgu, toplumsal eşitsizliğin azınlık nüfusları içinde devasa bir şekilde büyümesinin bir parçasıdır. Küçük bir azınlık, akademi, devlet, şirket yönetim kurulları ve sendika aygıtları içinde güçlü ve ayrıcalıklı makamlara getirilmiştir.

Grev alanlarına gelip “beyaz ayrıcalığı” ya da erkek ayrıcalığı ve ataerkillik hakkında konuşan biri, işçileri bölmeye çalışmak için tutulmuş bir şirket provokatörü olarak görülmelidir. Demokratik Parti etrafındaki örgütler otomotiv işçilerinin mücadelesini büyük ölçüde görmezden gelmekle birlikte, müdahale ettikleri ölçüde, bir yandan ırk ve toplumsal cinsiyet politikası aşılarken, diğer yandan UAW’yi destekleme girişimi içinde olacaklardır.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki işçi sınıfını ırk, etnik kimlik ve toplumsal cinsiyet çizgilerinin ötesinde birleştirme mücadelesi, bütün dünyadaki işçileri ortak sınıfsal çıkarları temelinde birleştirme mücadelesinin tamamlayıcı bir parçasıdır. Demokratik Parti’nin uzmanlık alanı olan ırk ve kimlik politikası, Trump yönetimi tarafından teşvik edilen –ve Demokratlar tarafından olanak sağlanan– göçmen karşıtı şovenizmin kopyasıdır. Bu politika, ABD’deki işçileri Latin Amerika’daki ve Asya’daki sınıf kardeşleriyle karşı karşıya getirmeyi amaçlamaktadır.

GM’deki grev, çok daha geniş bir eğilim içindeki bir aşamayı ifade etmektedir. Sınıf mücadelesinin yükselişi, işçi sınıfını ulus, ırk, etnik kimlik, dil ya da toplumsal cinsiyet çizgileriyle bölme yönündeki tüm çabaların altını derinden oyan nesnel bir süreçtir. Sınıf mücadelesi gelişip açıktan açığa kapitalizm karşıtı ve sosyalist bir karakter edindikçe, ırksal kimlik politikasının ve bu politikayı teşvik eden örgütlerin doğası ve rolü her zamankinden daha net bir şekilde açığa çıkacaktır.

Joseph Kishore