Gazeteciliğe karşı küresel savaş

8 Haziran 2019

Avustralya Federal Polisi (AFP) yetkilileri, bu hafta, 24 saat içinde, hükümetin görevi kötüye kullanması ve savaş suçları üzerine haber yapan gazetecilerin gözünü korkutmak amacıyla, basın özgürlüğüne yönelik apaçık bir saldırı gerçekleştirerek, iki ayrı haber bürosuna baskın yaptılar.

Polis, Çarşamba günü, Australian Broadcasting Corporation’ın (ABC) Sidney’deki genel merkezinde, aralarında gazetecilerin notlarının, haberlerin taslak hallerinin, ham görüntülerin, toplantı tutanaklarının ve e-postaların olduğu yaklaşık 10.000 dosyayı sekiz saatten uzun bir süre boyunca taradı. Bir gün önce de, polis, News Corp’ın siyasi editörlerinden Annika Smethurst’un evini saatlerce aradı.

Federal polisin, ulusal kamu yayıncısı ABC’nin Avustralya’nın Sidney kentindeki ofisine baskın anı (Kaynak: Australian Broadcasting Corporation)

Her iki olayda da, baskınlar, Avustralya özel kuvvetlerinin Afganistan’da işlediği savaş suçlarını ve Avustralya’nın elektronik gözetleme kurumunun ülke içinde toplu gözetleme yapmasını yasallaştırma planlarını; yani Avustralya’nın ABD bağlantılı ordu-istihbarat aygıtının başlıca unsurlarını ifşa eden sızıntıların yayınlanmasıyla tetiklendi.

Baskınlar, Dünya Sosyalist Web Sitesi’nin (WSWS) yaptığı uyarıları canlı bir şekilde doğruluyor: WikiLeaks’in kurucusu Julian Assange’ın zulüm görmesi ve hapse atılması, gazeteciliğin suç haline getirilmesine bir emsal oluşturuyor.

Avustralya hükümeti, gazetecilerin yanı sıra mahkum edici bilgileri sızdıran kişileri hedef alarak, doğrudan, Trump yönetiminin bir gazeteci ve yayıncı olan Assange’ı suçlamasının izinden gidiyor. ABD’nin Casusluk Yasası kapsamında 17 suçlama yöneltilen Assange, ömür boyu hapis ve idam cezası olasılığı ile karşı karşıya bulunuyor.

WikiLeaks, konuyla ilgili olarak Twitter hesabından şu açıklamayı yaptı: “Yayıncımızın Trump yönetiminin emriyle tutuklanıp kovuşturulması, medyanın geri kalanı için bir dönüm noktasıdır. Kanun hükmü, ifşaatçıları kovuşturmaya çalıştıktan sonra, artık hükümetlerden hesap soranları susturmak için kullanılıyor. Bunu başka kovuşturmaların izleyeceği konusunda uzun süredir uyarıda bulunuyorduk.”

Avustralya’da olanlar, bu uyarıların doğrulandığı tek örnek değil. Fransa’da, Emmanuel Macron hükümeti, Fransa’nın Suudi Arabistan’ın Yemen’deki yasadışı savaşındaki suç ortaklığını ve hükümetin bunu örtbas etme çabalarını, Intercept, Radio France, Mediapart, Arte Info ve Konbini ile ortak çalışma içinde ifşa eden Disclose’tan gazetecilere yönelik soruşturma yürütüyor.

Assange, Avustralya, Britanya, ABD ve Ekvador hükümetleri arasında kurulan bir komplo üzerinden hapse atılırken, ifşaatçı Chelsea Manning, ABD’de yeniden süresiz olarak hapsedilmiş durumda. Manning, WikiLeaks’in yayıncısının aleyhine kanıt uydurmak ve daha fazla düzmece suçlama getirmek için kurulmuş bir büyük jüri önünde ifade vermeyi reddediyor.

Assange ve Manning tarafından işlenen tek sözde “suç”, ABD’nin ve Avustralya dahil müttefiklerinin gerçekleştirdikleri savaş suçlarını, gözetlemeyi, rejim değişikliği operasyonlarını ve toplu katliamları dünya halklarının gözleri önüne sermiş olmalarıdır.

WikiLeaks, açıklamasında ayrıca şunları belirtiyordu: “Söz konusu yazılar, Julian Assange’ın Amerika Birleşik Devletleri’nin zulmüne uğramasına yol açan WikiLeaks yayınları gibi, yalnızca istihbarat kurumlarının yetki sınırlarını aşmasını ayrıntılı olarak gösteren bilgileri değil ama aynı zamanda şimdiye kadar kamuoyundan gizlenmiş olan işkence ve yasadışı öldürme dahil savaş suçları kanıtlarını içermektedir.”

Doğrusu, Avustralya hükümetinin ABC ve Murdoch medya gazetecilerine yönelik soruşturmayı Washington’ın -eğer ısrarı değilse- onayı olmadan başlatıp yürütmesi hayal edilemez. Hem Özel Hava Servisi (SAS) hem de Avustralya Sinyal Müdürlüğü (ASD), ABD’nin tüm savaşları ve savaş hazırlıkları ile sıkı sıkıya bütünleştirilmiştir.

ABC’nin binlerce iç yazışması AFP tarafından incelenirken [Kaynak: Twitter @TheLyonsDen]

SAS’ın, çocukların ve silahsız sivillerin öldürülmesini ve ölülere saygısızlığı içeren savaş suçları, Afganistan’da ABD’nin önderliğinde devam eden istilanın ve işgalin ayrılmaz ve kaçınılmaz bir boyutudur.

ASD, ABD’nin öncülüğündeki küresel “Beş Göz” gözetleme ağının parçasıdır. Edward Snowden’ın 2013’teki sızıntılarının açığa vurduğu üzere, ASD, ABD Ulusal Güvenlik Kurumu’yla (NSA), Avustralya yurttaşlarının bilgileri dahil olmak üzere bilgi paylaşımında işbirliği yapıyor. Avustralya hükümetinin 2018’de teklif ettiği ve Smethurst’a sızdırılanlarla açığa çıkarılan değişiklikler, bu casusluk operasyonlarını yasallaştıracaktı.

Avustralya’daki baskınların zamanlaması rastlantı değildir. İddia edilen sızıntılar 2017 ve 2018 yıllarında meydana gelmiş olmasına rağmen, arama emirleri, Avustralya’da Liberal-Ulusal Koalisyon’un kazandığı 18 Mayıs seçimlerinden ve Assange’ın 11 Nisan’da tutuklanmasından kısa bir süre sonra yerine getirildi.

Her iki örnekte de, Assange’a yönelik cadı avının oluşturduğu örnek, gazetecileri hedef almak için kullanılıyor. Polis, iddia edilen suçları, Suçlar Kanunu’nun 79. maddesi kapsamında soruşturuyor. I. Dünya Savaşı’na kadar dayanan bu yasa, Avustralya’nın “güvenliğini ya da savunmasını etkileyecek” bilgileri sadece “paylaşma”yı değil “alma”yı da yasadışı hale getiriyor. Gazeteciler, mahkum edilmeleri durumunda, yedi yıla kadar hapis cezası alabilirler.

WSWS’nin uyarmış olduğu gibi, bu gelişmeler, Washington’ın İran’ı, Suriye’yi ve Venezuela’yı tehdit ettiği ve Çin’e karşı ekonomik savaşını ve askeri cepheleşmesini tırmandırdığı koşullarda, ABD’nin ve müttefiklerinin sadece geçmişteki suçlarını örtbas etmeyle değil; çok daha büyük suçların hazırlanmasıyla doğrudan ilişkilidir.

Avustralya’nın hem Liberal-Ulusal hem de İşçi Partisi hükümetleri, Avustralya’yı, toplumun askerileştirilmesi ve siyasi muhalefetin bastırılması için bir deneme alını hale getirmiştir. Bu, ABD Deniz Piyadelerinin kuzeydeki stratejik Darwin kentine yerleştirilmesini ve polise ve istihbarat kurumlarına çevrimiçi “üstveri”ye erişme, açık şifreleme sistemlerini kırma ve herkesi “yabancı müdahalesi” ile kovuşturma izni veren yasanın uygulanmaya konmasını içermektedir.

Şirket medyasının Avustralya’daki baskınlara ilişkin yaptığı haberlerin hiçbirinde, Assange’a ve Manning’e değinilmiyor. Haklı bir şekilde bunun ifade özgürlüğüne şiddetli etkisi hakkında seslerini yükselten gazetecilerin hiçbiri, bu apaçık bağlantıya değinmedi.

Assange’ın suçlanmasının ardından gelen basın özgürlüğüne yönelik küresel baskı, WikiLeaks’in kurucusuna yönelik zulümde yer alanların tamamının tümüyle zararlı rolünü ortaya çıkarmaktadır.

Söz konusu liste oldukça uzun. New York Times, Washington Post ve Guardian dahil olmak üzere başlıca haber organlarının neredeyse tamamı, Assange’a iftira atma ve onu karalama komplosunda yer aldı. Amerika’nın Demokratik Sosyalistleri (DSA) ve artık feshedilmiş olan Uluslararası Sosyalist Örgüt (ISO) gibi orta sınıf sahte sol örgütler, İsveç’in Assange karşı ABD’nin emriyle sürdürdüğü kindar zulmü destekleyen açıklamalar yaptılar.

DSA ile bağlantılı Jacobin Avustralya’daki baskınlarla ilgili haber yapmaya bile zahmet etmezken, New York Times, Washington Post ile Guardian’ın bu baskınları kınayan bir açıklama yapmamaları şaşırtıcı değil.

İfade özgürlüğü, bu çevreler tarafından savunulmayacak.

İfade özgürlüğüne yönelik küresel baskı, doğrudan işçi sınıfını; onun, egemen seçkinlerin ve onların denetimindeki devlet aygıtlarının suçlarını ve komplolarını bilme hakkını hedef almaktadır.

Özgür bir basın ve ifade özgürlüğü, işçi sınıfının savaşa, eşitsizliğe ve kapitalizmin diğer toplumsal kötülüklerine karşı mücadeleyi örgütlemesi için yaşamsaldır. İşçiler, tüm dünyada mücadeleye girerken, Assange’ın ve Manning’in serbest bırakılması ve bütün gazetecilere yönelik kovuşturmalara karşı çıkılması talebini yükseltmelidir.

Gazetecilere yönelik polis devleti saldırıları, WSWS’nin, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin ve dünyanın dört bir yanındaki Sosyalist Eşitlik Partilerinin Assange’ın ABD’ye iade edilmesi tehdidine karşı ve tamamen serbest bırakılması için en geniş muhalefeti harekete geçirmek üzere yürüttüğü kampanyanın acil gerekliliğinin altını çizmektedir. Okurlarımızı bu mücadeleye katılmaya çağırıyoruz.

Mike Head