Cezayir: Buteflika’nın istifasının ardından kitlesel protestolar sürüyor

Will Morrow
9 Nisan 2019

Cuma günü, art arda yedinci hafta düzenlenen hükümet karşıtı protestolarda, Cezayir genelinde yüz binlerce kişi gösteri yaptı. Bu, Salı günü Devlet Başkanı Abdulaziz Buteflika’nın istifasının duyurulmasının ve rejimi –sembolik başkanı olmadan– koruyacak ordu destekli bir geçiş sürecinin başlamasının ardından düzenlenen ilk gösteriydi.

Çeşitli haberler, gösterilerin önceki haftaki kadar, hatta daha büyük olduğunu belirtiyor. Yüz binlerce kişi, başkent Cezayir’in, Bejaia’nın, Vahran’ın, Tizi Vuzu’nun ve ülke genelinde diğer kentlerin sokaklarını doldurdular. Sadece 100.000’lik bir nüfusu olan Guelma’da, on binlerce kişi protesto gösterisi yaptı.

Cuma günü Bejaia’daki protesto

Protestocuların sloganları, genelkurmay başkanı ve ülkedeki en önemli devlet adamı konumundaki General Ahmed Kayid Salih tarafından geçtiğimiz Pazar günü ilan edilen düzmece geçiş sürecini hedef alıyordu. Salih, Buteflika’yı istifa etmeye çağırmış ya da anayasanın 102. maddesine göre, tıbben “yönetmeye elverişsiz” olduğunun ilan edilmesini istemişti. Salı akşamı, devlet başkanlığı, bir istifa mektubu yayınladı ve Anayasa Konseyi, ertesi gün, Buteflika’nın istifasını resmen kabul etti.

Protestoların Cuma günü tırmanması, halk muhalefetinin, sadece son beş yıldır büyük ölçüde aciz durumda olan Buteflika’yı değil ama tüm rejimi ve bu rejim altında onlarca yıldır büyüyen toplumsal eşitsizlik, yoksulluk ve sömürü koşullarını hedef aldığını açıkça ortaya koymaktadır. Haber kaynaklarının bildirdiği sloganlar arasında, “Hepiniz istifa edeceksiniz!” ve “Halk, rejimin düşmesi için seferber oluyor!” vardı.

Tout sur l’Algérie’ya (TSA) göre, protestocular, ayrıca, “Halk hastane istiyor” ve “boğulan çocuklar için sizi asla affetmeyeceğiz,” sloganları attılar. Bu, Akdeniz’den Avrupa’ya geçmeye çalışırken ölen sayısız gence yapılan bir atıftı.

102. maddeye göre, geçici devlet başkanı, Buteflika’nın yakın müttefiki ve on yıldır senato başkanı olan Abdülkadir bin Salih oldu. 90 gün içinde yapılacak olan bir sonraki seçimler, altı yıl bakanlık yapan ve Buteflika tarafından Anayasa Konseyi’nin başkanlığına atanan Tayyip Belaiz’in gözetimi altında düzenlenecek.

Protestocular, General Salih’in ve ordunun müdahalesine de karşı çıktılar ve “Kayid Salih, halk kanmaz” sloganı attılar. Başkentteki protestolara ilişkin sosyal medyada yayınlanan görüntülerde yer alan pankartlarda ve el yapımı dövizlerde şunlar yazıyordu: “Kayid Salih, bırak halk kendi kaderine karar versin”, “Bir general asla kabullenmeyecek, gerçekleri bile” ve “Mısır senaryosunun tekrarlanmasına hayır.” Bu sonuncusu, Mısır ordusunun, 2011’de Hüsnü Mübarek’i alaşağı eden devrimci ayaklanmayı ezmek için 2013’te yaptığı darbeye bir göndermeydi.

Ordunun resmi yayını El Djaich, Cuma günü, çıkarlarına yönelik her türlü muhalefeti tehdit eden bir açıklama yayınladı. Açıklamada, “Söz konusu önerme [102. madde], Cezayir’in mevcut konjonktürü güvenli bir şekilde geçirmesine ve böylece zararlı çöküşlerden kaçınmasına izin veren, anayasada yazılı bir çözüm sunmaktadır,” deniyordu.

Açıklama, ordunun önerisinin halk tarafından “olumlu bir şekilde kabul edildiğini” ilan ediyor ve “ordu kurumunun güvenilirliğine ve imajına leke sürmeye kalkışan bazı partiler”i uyarıyor.

Cuma günü, ordu, devlet aygıtı üzerindeki denetimini genişletmek üzere adım attı. Buteflika’nın 2015’te ülkenin istihbarat kurumu Güvenlik Servisleri Müdürlüğü’nün (DSS) başına atadığı eski bir general olan Atmane Tartag, görevden alındı. DSS, doğrudan ordunun ve aynı zamanda savunma bakanı olan General Salih’in denetimi altına alındı. TSA, DSS’nin iç ve dış şubelerinin başkanlarının yanı sıra, ulusal polis şefinin de büyük olasılıkla yenileceğini bildirdi.

Rejim ve egemen sınıf içinde şiddeti bir mücadelenin ortasında atılan bu adımlar, her şeyden önce, işçi sınıfı içinde gelişen harekete karşı kitlesel bir baskı hazırlamayı hedeflemektedir.

Aralarında kitlesel gösterileri desteklediklerini iddia eden partilerin de bulunduğu siyaset kurumunun bütün hizipleri, işçilerin ve gençlerin toplumsal eşitlik ve demokratik haklar arayışına düşmandır.

Salı günü, Buteflika’nın eski başbakanı ve geçtiğimiz ay muhalefet partilerinin protestolara destek iddiasında bulunduğu birkaç toplantısını organize eden Talaie El Hürriyet partisinin önderi olan Ali Benflis, orduya müdahale etme çağrısında bulundu.

Benflis, “Anayasa dışı güçlerin ulusal devletin mevcudiyetini tarttığı en yakın tehlikelerin karşısındaki” tek engel, “kendi safındaki Cezayir halkı tarafından desteklenen silahlı kuvvetlerimizdir,” diyor ve “yakıp yıkma politikaları hiçbir zaman çok fark edilebilir ve görünür olmayan bu anayasa dışı güçlerin etkisiz hale getirilmesi” çağrısı yapıyordu.

Onlarca yıldır rejimle işbirliği yapan, Luveyze Hanun önderliğindeki İşçi Partisi (PT), ordu destekli geçiş sürecini, bunun işçiler arasında bir patlamayı kışkırtma tehlikesi oluşturduğu ve ona bir tür demokratik incir yaprağı sağlanması gerektiği uyarısında bulunarak eleştirdi.

PT, 3 Nisan’da, Buteflika’nın istifasının duyurulmasının ardından bir açıklama yayınladı ve krizin çözümünün, yalnızca, “bir ulusal ve egemen kurucu meclis aracılığıyla halk egemenliğini uygulanması üzerinden oluşturulmuş güvenilir ve şeffaf kurumlar” yoluyla gelebileceği uyarısında bulundu.

Bu tür bir kurul, kapitalist seçkinlerin ülkedeki egemenliğinin; işçi sınıfının sömürüsünün ve yoksulluğunun sürmesi için bir incir yaprağından başka bir şey olmayacaktır. Bu, egemen sınıfın, 2011’de Bin Ali’yi alaşağı eden kitlesel devrimci mücadeleleri dağıtmak için bir Kurucu Meclis ortaya çıkardığı Tunus’taki deneyimle çok açık bir şekilde görülmüştür. Bugün, Tunus, aynı ölçüde otoriter bir rejimle yönetiliyor.

Böyle bir yol, rejimin askeri katliamla bastırmaya hazırlandığı işçi sınıfı içinde kaçınılmaz olarak daha fazla muhalefeti kışkırtacaktır.

Bu durum, işçi sınıfının 2011’den bu yana yaşananların siyasi derslerini çıkarması gerekliliğinin altını çizmektedir.

Mısır işçi sınıfının, kahramanca mücadele edip Mübarek rejimini alaşağı etmesine karşın, iktidarı kendi eline alması engellenmiş ve işçiler siyasi olarak burjuvazinin çeşitli partilerine tabi kılınmıştı. Bunun sorumluluğu, büyük ölçüde, olayların farklı aşamalarında farklı burjuva hizipleri desteklerken “sol” söylem kullanan Devrimci Sosyalistler (RS) partisine aittir. RS, başlangıçta, Mübarek’in düşmesinden sonra ordu önderliğindeki hükümetin demokratik reformlar başlatacağını iddia etmiş; ardından, 2012’de Müslüman Kardeşler’i desteklemiş ve sonra, 2013’te, darbeyi hazırlar ve gerçekleştirdiği sırada ordunun burjuva müttefiklerine arka çıkmıştır.

Cezayir işçi sınıfının ordu destekli rejime karşı süregiden hareketi, işçi sınıfı mücadelesinin dünya çapında yenilenen patlamasının bir parçasıdır. Cezayir işçi sınıfı için ileriye giden yol, kapitalist sistemi yıkmak, iktidarı eline almak ve devrimci mücadelesini uluslararası ölçekte yaymak üzere mücadele etmekten geçmektedir.