Cezayir’de Buteflika’nın beşinci dönem adaylığına karşı kitlesel protestolar

Alex Lantier
6 Mart 2019

Cuma günü, Cezayir genelinde, Devlet Başkanı Abdulaziz Buteflika’nın 18 Nisan’daki seçimlerde beşinci dönem için adaylığını açıklamasına karşı yüz binlerce kişi gösteri yaptı. Bu gösteri, iktidardaki Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (FLN) 9 Şubat’ta Buteflika’nın adaylığını açıklamasına karşı öğrencilerin ve gazetecilerin düzenlediği protestoları ve Mağrip genelindeki bir grev dalgasını takip ediyor.

Cuma günü yüz binlerce kişi gösteri yaptı

Buteflika, 2013’te ağır bir felç geçirmesinden bu yana iş göremez durumda ve İsviçre’nin Cenevre Üniversitesi Hastanesi’nde tedavi görüyor. Devletin gayriresmi başkanı, kardeşi Said. FLN’nin Buteflika’yı aday gösterme kararı, 1954-62 yıllarındaki kanlı bir savaşla Fransız emperyalizminden bağımsızlığını kazanmasının ardından emperyalist savaş stratejisinin önemli bir dayanak noktası olarak ortaya çıkan Cezayir kapitalist rejiminin iflasına ve katılaşmış yapısına tanıklık etmektedir.

Başkent Cezayir’de, Vahran’da, Konstantin’de, Annaba’da, Tizi Ouzou’da, Béjaïa’da, Sétif’te, Sidi Bel Abbas’ta ve başka kentlerde kitlesel protestolar meydana geldi. Her ne kadar yönetim televizyonların yürüyüşleri yayınlamasını yasaklayıp 3G ve 4G ağlarını kapatarak internet erişimini sınırlasa da, yürüyüşlerde baskın olan şey, işsizliğe, düşük ücretlere ve kemer sıkmaya karşı öfke ve rejimin alaşağı edilmesi çağrılarıydı.

Cezayir’deki protestolar, sınıf mücadelesinde süregiden uluslararası bir yükselişin parçasıdır: Sudan’daki ekmek isyanları, Tunus’taki grevler, Fransa’daki “sarı yelek” protestoları ve ABD genelinde sendikalardan bağımsız bir şekilde patlak veren öğretmen grevleri. Siyasi muhalefeti onlarca yıldır bastıran Cezayir rejimi, şimdi aşağıdan gelen bir meydan okuma ile karşı karşıya. Protestocular, işçilerin Tunus’ta Zeynel Abidin Bin Ali’nin ve Mısır’da Hüsnü Mübarek’in emperyalizm yanlısı diktatörlüklerini alaşağı ettiği 2011 ayaklanmalarının sloganlarını anımsıyorlar.

Vahran’da, on binler, “Kahrolsun Buteflika” ve “Kahrolsun sistem” sloganları attılar. Bir gösterici, Le Monde’a, “maalesef çürümüş olan hükümet”e karşı olduğunu söylerken, bir diğeri, “Yaşadığımız sefaleti hayal edemezsiniz,” diyordu. Bir üçüncüsü, binlerce göçmeni Akdeniz’de boğulmaya terk ettiği için Avrupa Birliği’ni (AB) sert biçimde eleştirdi: “Bundan sonra ne yapalım? Bir gemiye atlayıp Fransa’ya mı gidelim? Hayır, denizde boğulmak istemiyorum. Denizde ölen binlerce genci düşündüğümü söylemek için de yürüyorum.”

Protestolar, etnik Berberi olan Kabiliye bölgesini de sallıyor. Tizi Ouzou’da tahminen 10.000 kişi 2011 Mısır devriminin “Halk rejimin düşmesini istiyor” sloganını atarak yürürken, Béjaïa’da on binlerce kişi yürüyüş yaptı.

Cezayir’de, başkentin ana caddeleri, polisin tahminlerine göre sayıları 800.000’i ya da basında yer alan haberlere göre milyonları bulan protestocularla doldu taştı. Başbakan Ahmed Uyahya’nın protestocuları suçlayıp Suriye’deki protestoların neredeyse on yıllık savaşa yol açtığı uyarısında bulunmasının ardından, protestocular, “Cezayir, Suriye değil” ve “Halk rejimin düşmesini istiyor” sloganları attılar.

Genç bir hidrolik teknisyeni olan Chourouk, El Watan’a şunları söyledi: “Devlet Başkanı Buteflika 20 yıldır iktidarda ve bizler, her geçen yıl, toplumsal sınıflar arasında giderek büyüyen bir ayrışmaya tanık olduk. Orta sınıf, zenginler sınıfı ile yoksullar sınıfı arasında devasa bir uçurum açacak şekilde, yok oluyor. Yeni bütçeden sonra, yaşam standartlarımızı sürdürmemiz daha da zorlaştı. Eğitim sistemi geriliyor, bütün seviyelerde eğitim başarısı düşüyor.”

Başkentte, yürüyüşçülerin başkanlık sarayına ulaşmaya çalışıp onları göz yaşartıcı gaz ve ses bombası yağmuruna tutan büyük bir polis birliği ile karşılaşmasının ardından, 53’ü polis onlarca kişi yaralandı. Ayrıca internette yayınlanan videolar, protestolar sırasında önemli hükümet binalarını korumak üzere kamyonlarla başkente gönderilen Cezayirli piyadeleri gösteriyor.

Rejime karşı mücadelenin bu aşamasında, harekete geçen güçler toplumsal ve siyasi olarak çok unsurlu. Sosyal medyadan çağrısı yapılan protestolar, hem işçi ve gençlik kesimlerini hem şirket yöneticilerini ve sahiplerini hem de siyaset kurumunun hiziplerini içeriyor.

Tamamı rejime sıkıca bağlı ve bir kısmı FLN’den çıkmış olan çeşitli resmi muhalefet partilerinin önderleri, destekleyicilerini yürüyüşlere katılmaya çağırdılar. Onlar, rejime işçi sınıfından devrimci bir meydan okuma gelmesini engellemeyi; iktidar paylarını ve mevcut rejim içindeki ayrıcalıklarını arttırmayı amaçlıyorlar.

Fransa’daki gözden düşmüş Sosyalist Parti (PS) gibi Avrupa’nın emperyalist sosyal demokrat partilerinin önderliğindeki Sosyalist Enternasyonal’e üye olan Berberi milliyetçisi parti Sosyalist Güçler Cephesi (FFS), “rejimin sonu yaklaşıyor,” diye yazdı. FFS, “örgütlü, çoğulcu bir siyasi dinamiğin koşullarını yaratabilecek olan Cezayirli kadınları ve erkekleri harekete geçirmek üzere barışçıl değişim güçlerini bir araya getirmek için çalışma” sözü verdi.

İşçi Partisi (PT) önderi Louisa Hanoune de yürüyüşe katıldı ancak söylendiğine göre yuhalandı ve partisinin bayraklarını açtırmadı. PT, rejime, işçi sınıfının öfkesinin önlenemez bir şekilde patlamasını kışkırtıp FLN’yi devirebileceği için protestoları bastırmamasını tavsiye etti. Hanoune, şunları söyledi: “Ulusal yetkililer, telafisi olanaksız bir şeyleri kışkırtma riskini almadan, toplumun ezici çoğunluğunun gençler ve geniş kitleler eliyle dışavurulan yoğun değişim arzusunu görmezden gelemez ya da sınırlamaya çalışamazlar.”

PT, Pierre Lambert’in Enternasyonalist Komünist Örgüt’ünün (OCI) bir dalı olan, Fransa’daki Bağımsız Demokratik İşçi Partisi (POID) ile bağlantılıdır. OCI, 1971’de, PS ile ittifak kurmak için Troçkizm ve Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi (DEUK) ile bağını koparmıştı. PT, FLN’nin uzun süredir destekleyicisidir. Hanoune, geçtiğimiz hafta, Buteflika’nın beşinci dönem adaylığına karşı ilk protestoların ortasında, “Sloganlar Buteflika’ya karşı değil,” diyerek alay konusu olmuştu.

Bu, Avrupa Birliği (AB) içindeki emperyalist dış politika çevrelerinin, Cezayir’de protestoları boğmak için ordunun desteğiyle rejim değişikliği yapılması çağrılarını yalnızca yinelemektedir. King’s College London’dan Profesör Jonathan Hill, şu öngörüde bulundu: “AB’ye Fransa önderlik edecek; o da, iktidarın gizlice devredilmesini yönetmesi için rejimi destekleyecek.”

“Sarı yelek” protestolarının ortasında seçmen desteği rekor seviyede düşük olan Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron, ülkesinin Cezayir Büyükelçisi Xavier Driencourt’a, Salı günü görüşmek üzere Paris’e olağanüstü gizli, bir günlük ziyaret gerçekleştirme talimatı verdi.

Elysée başkanlık sarayı kaynakları da, Fransa’nın Mali ile daha geniş Sahel’deki savaşlarına sunduğu istihbarat ve lojistik yardım nedeniyle ve Fransa’daki üç milyon Cezayirli içindeki muhalefeti sınırlamak için, FLN’yi destekleme konusunda her şeyi göze almış olduklarının sinyalini verdiler. Fransız yetkililer, Buteflika’ya yönelik halk muhalefetine hiçbir taviz vermemeyi planlıyorlar.

Bir kaynak, Nouvel Obs’a şunları söyledi: “Fransa ve devlet başkanı, Cezayir’de meydana gelen hiçbir şeye kayıtsız kalamaz. Hatırı sayılır derecede çıkarlarımız var. Cezayir ile tarihsel, ekonomik ve güvenlik bağlarımız çok derin. Fransa’nın orada çıkarları var; ayrıca büyük bir Cezayirli ve Fransız-Cezayirli nüfusuna sahip. Bu yüzden, bizim için, özellikle de iki devlet arasındaki coğrafi yakınlık ve insani bağlar göz önünde bulundurulduğunda, Cezayir’in istikrarı önemli bir konu. Bir de bölgesel düzeyi de kapsayan güvenlik meselesi var. Sahel’deki terör gruplarına karşı mücadele etmek için Cezayir ile işbirliğine gerek duyuyoruz.”

FLN rejimine karşı mücadeleye giren işçiler için ileri giden yol, uluslararası sınıf mücadelesinde yaşanan yükselişe yönelmekten geçmektedir. Mağrip genelindeki işçilerin sosyal ve demokratik talepleri, uluslararası ölçekte, Cezayir yönetiminin büyük petrol ve doğalgaz zenginliği de dahil, egemen sınıfları mülksüzleştirmeden karşılanamaz. Bu ise, kapitalizme, emperyalizme ve savaşa karşı sosyalizm uğruna bilinçli bir mücadeleyi ve onlarca yıldır Cezayir’de işçileri ve gençleri FLN’ye bağlamak için çalışmış olan tüm güçlerden amansızca kopmayı gerektirmektedir.

Cezayirli işçilerin FLN rejimine karşı mücadelede en iyi müttefikleri, Avrupa’da ve dünya çapında mücadeleye giren işçilerdir. Bu mücadelede son derece önemli bir unsur, geçmişteki devrimci dalgaların ve günümüzdeki taze mücadele deneyimlerinin bilançosunu çıkarmak için mücadele etmektir. Cezayir’deki olaylar, doğrudan doğruya, DEUK’un 2011’de Tunus’ta yaşanan ilk işçi sınıfı dalgasına verdiği yanıtı gündeme getirmektedir.

DEUK, 17 Ocak 2011 tarihli “Tunus’taki kitlesel ayaklanma ve sürekli devrim perspektifi” başlıklı açıklamasında, şu uyarıda bulunmuştu:

Bununla birlikte, Tunuslu kitleler, mücadelelerinin yalnızca ilk aşamalarındalar. Yeni geçici devlet başkanı altında askeri şiddetin devam etmesinden daha şimdiden anlaşıldığı gibi, işçi sınıfı muazzam tehlikelerle karşı karşıyadır. Can alıcı devrimci program ve önderlik sorunu, çözülmemiş kalmayı sürdürüyor. Devrimci bir önderliğin geliştirilmemesi durumunda, kaçınılmaz olarak, Bin Ali’nin yerini almak üzere, başka bir otoriter rejim kurulacaktır.

Şimdi sıra, işçi sınıfının giderek büyüyen uluslararası hareketine siyasi önderlik sunmak için, Cezayir’de, Akdeniz genelinde ve dünya çapında DEUK’un şubelerini inşa etmektedir.