Yemen’de en az 85.000 çocuğun ölümü ve Suudi-ABD savaş suçları

Mike Head
28 Kasım 2018

Yardım kurumu Çocukları Kurtarın Vakfı’nın, Suudi Arabistan’ın 2015’te ABD’nin desteğiyle ülkeyi bombalamaya başlamasından beri Yemen’de 85.000 çocuğun açlıktan öldüğüne ilişkin yeni tahmini, Washington’ın bu dehşet verici katliama verdiği desteğin canice karakterini vurgulamaktadır.

Yardım kurumu, 85.000 sayısının, Suudi rejiminin hava savaşını başlattığı Nisan 2015 ile bu yılın Ekim ayı arasında, beş yaşın altında kaç çocuğun açlıktan öldüğüne ilişkin ölçülü bir tahmin olduğunu söyledi. Kesin bir ölü sayısı almak zor. Yardım görevlilerine göre, Yemen’in sağlık tesislerinin yalnızca yarısının işler durumda olması ve çoğu insanın açık olan tesislere gidemeyecek kadar yoksul olması nedeniyle, birçok ölüm bildirilmemiş kalıyor.

Suudi Arabistan, 2015’te, Obama yönetiminin desteğiyle, Suudi egemenlerinin bölgesel rakibi İran tarafından desteklendikleri iddia edilen Şii asilerle savaşmak için Yemen iç savaşına müdahale etmişti. Bu acımasız saldırı, fiilen, ABD’nin İran’a karşı bir vekil savaşı haline geldi. Pentagon, Suudi bombardıman uçaklarına havada yakıt ikmali, liman kenti Hudeyde’ye yönelik ablukaya donanma desteği ve hedef belirlemeye istihbarat yardımı sağlıyor.

Çocukları Kurtarın Vakfı, küçük çocuklarda Ciddi Akut Yetersiz Beslenme’nin tedavi edilmemiş vakalarındaki ölüm oranları rakamları, BM’nin derlediği verilere dayandırdığını söyledi. Vakıf, tarihsel araştırmalara göre, akut yetersiz beslenmenin tedavi edilmeden bırakılması durumunda, her yıl çocukların yüzde 20-30’unun öleceği uyarısında bulundu.

Çocukları Kurtarın Vakfı’nın Yemen müdürü Tamer Kirolos, “Bombalar ve mermiler ile öldürülen her bir çocuğun yanında, düzinelercesi açlıktan ölüyor ve bu tamamen önlenebilir,” dedi ve şunları ekledi: “Bu şekilde ölen çocuklar, yaşamsal organ işlevleri yavaşlar ve sonunda dururken, son derece acı çekiyorlar.

“Onların bağışıklık sistemleri o kadar zayıf ki, enfeksiyonlara daha yatkınlar ve bazıları ağlamak için bile aşırı kırılgan. Ebeveynler, hiçbir şey yapamadan, çocuklarının eriyip gitmesine tanık olmak zorunda kalıyor.”

Acilen gerek duyulan gıda malzemelerinin, ilaçların ve yardımların yaklaşık yüzde 80’inin Yemen’e giriş noktası olan Kızıldeniz limanı Hudeyde, geçtiğimiz yıldan beri kuşatma altında. Çocukları Kurtarın Vakfı, yardımı ülkenin kuzeyi üzerinden güneydeki Aden limanına getirmek zorunda kaldığını ve bunun teslimatları ciddi şekilde yavaşlattığını belirtti.

Vakıf, ayrıca, Suudi monarşisinin ABD destekli sözde ateşkes tekliflerine karşın, hava saldırılarında “çarpıcı bir artış” olduğunu bildirdi. Kirolos, “Son haftalarda, Hudeyde’de ve çevresinde, hala kentte kapana kısılmış durumda olan tahminen 150.000 çocuğun yaşamını tehlikeye atan yüzlerce hava saldırısı oldu. Çocukları Kurtarın Vakfı, daha fazla can kaybı olmaması için, çatışmanın derhal sona erdirilmesi çağrısı yapıyor,” dedi.

ABD destekli güçler, katliama son vermek şöyle dursun, onu dehşet verici yeni bir boyuta taşıyorlar. Bu ayın başında, Suudilerin önderliğindeki koalisyon, Hudeyde’nin etrafını sarmak için 30.000 dolayında askeri seferber etmiş olduğunu bildirdi. Birlikler arasında, Emirlik ve Sudan askerleri, El Kaide milisleri ve Yemenli paralı askerler var.

Liman kenti, hem havadan hem denizden aralıksız bombardımana tabi tutuluyor. Çocukları Kurtarın Vakfı, daha önce, çalışanlarının bir hafta sonunda 100 kadar hava saldırısı saydığını bildirmişti ve bu, Ekim’in ilk haftasına kıyasla, beş katlık bir artış anlamına geliyordu.

Bununla beraber, Suudi Arabistan, dünyadaki en ağır insani krizi daha da ağırlaştıracak şekilde, Yemen’e ekonomik yaptırımlar ve ablukalar uyguluyor. BM, yakın zamanda, 14 milyon insanın kısa süre içinde açlıktan ölümün eşiğine gelebileceği uyarısında bulunmuştu.

Dünya Sağlık Örgütü, kısa süre önce, savaşta, büyük kısmı sivil, 10.000 dolayında insanın öldürüldüğünü açıkladı. Yardım grupları, ölü sayısının bunun beş kat fazlası olabileceğine inanıyor. BM’ye göre, savaş ve ablukalar, 22 milyon kişiyi insani yardıma muhtaç hale getirmiş ve 1,2 milyon insanı etkileyen bir kolera salgınına yol açmış durumda.

ABD Başkanı Trump, Salı günü yaptığı bir açıklamada, Suudi Arabistan’ın kanlı saldırısını açıkça savundu. “İranlılar ayrılmayı kabul ederse, Suudi Arabistan Yemen’den memnuniyetle ayrılacaktır,” diyen Trump, İran’ı, “Yemen’de Suudi Arabistan’a karşı kanlı bir vekil savaşından sorumlu” olmakla suçladı.

Bu yorumlar, ABD Savunma Bakanı Jim Mattis’in ertesi gün yaptığı açıklamada, savaşı sona erdirmek için barış görüşmelerinin önümüzdeki ay İsveç’te başlayacağını ilan etmesinin sahtekarlığını göstermektedir. Eğer teklif edilen toplantı yapılırsa, gerçek amacı, katliamdan İran’ı sorumlu tutmak, İran’ın Husi asilere desteğini derhal sona erdirmesini talep etmek ve Hudeyde kuşatmasını sürdürmek için bir bahane üretmek olacaktır.

Bu hafta, Trump, Suudilerin çok büyük bir silah alımını överek ve krallığın fiili hükümdarı Prens Muhammed bin Salman’ın muhalif gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesi emrini verdiğine ilişkin kanıtları önemsemeyerek, Washington’ın Suudi rejimi ile ortaklığını pekiştirdi.

Petrol fiyatlarında düşüş için rejime güvenen Trump, Çarşamba günü, Suudileri övdü ve Twitter’da şunları yazdı: “Petrol fiyatları düşüyor. Harika! Amerika ve Dünya için büyük bir vergi indirimi gibi. Tadını çıkarın! 54 $, daha yeni 82 $’dı. Teşekkürler Suudi Arabistan ama daha da düşürelim!”

Daha önce, Trump, Prens Muhammed’in Kaşıkçı cinayetindeki parmağını şunları yazarak bir kenara itmişti: “Veliaht Prens bu trajik olay hakkında pekala bilgi sahibi olabilir; bilgisi belki vardı, belki de yoktu!” Trump, “Önce Amerika” savaşçı programı doğrultusunda, Suudi rejiminin, Rusya’dan ya da Çin’den silah almak yerine, ABD’de “450 milyar dolarlık harcama ve yatırım yapmayı kabul ettiğini” açıkladı. Buna, 110 milyar dolarlık askeri donanım alımları dahildi.

Trump’ın açıklamaları, kişisel bir sapma değildir. Bu açıklamalar, Amerikan emperyalizminin Ortadoğu’da onlarca yıldır peşinde koştuğu temel çıkarları kabaca açığa vurmaktadır. Washington’ın Suudi monarşisi ile karlı ekonomik ilişkileri ve Suudilerin, ABD’nin Ortadoğu’daki, özellikle de Suriye’ye ve İran’a karşı saldırganlığına desteği, petrol zengini ve stratejik açıdan kritik öneme sahip bölge üzerinde ABD egemenliğini ileri sürme yönünde gitgide sertleşen bir yönelimin parçasıdır.

Hudeyde kuşatmasının tırmanması, ABD’nin İran’a karşı bir savaş nedenine eşdeğer olan tek taraflı ve yasadışı yaptırımlar uygulaması ile eşzamanlı gelişiyor. Yemen saldırısı ve İran ile cepheleşme konusunda Avrupalı güçler ile farklılıklar ne olursa olsun, Washington, korkunç insani bedeline bakmaksızın, devam etmeye kararlıdır.

Aynı şekilde, ABD’deki Cumhuriyetçi ve Demokrat önderlikler arasında Beyaz Saray’ın gündeminin açık karakteri üzerine taktiksel anlaşmazlıklar olsa bile, her iki kapitalist parti ve tüm siyaset, ordu ve istihbarat kurumu, Suudi Arabistan’ı, Ortadoğu genelinde işçi sınıfına karşı bir gericilik kalesi ve İran, Rusya ve Çin ile çatışmada asli bir müttefik olarak görüyor.