AKP hükümeti internet ve muhalefet üzerindeki baskıyı tırmandırıyor

Halil Çelik
6 Mayıs 2017

AKP, 16 Nisan anayasa referandumundaki kıl payı zaferinin ardından ve yaygın oylama hilesi suçlamalarının ortasında, devam eden olağanüstü halin parçası olarak, siyasi muhalefet ve internet üzerindeki baskıyı tırmandırıyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın anayasa değişikliği, cumhurbaşkanına devletin diğer kolları üzerinde diktatörce yetkiler vermeyi amaçlıyor. İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), şimdi, egemenliğinin önünde potansiyel bir engel oluşturabilecek her örgütü yıldırma ve ezme yönündeki girişimlerle ilerliyor.

Hükümet, 29 Nisan’da yayınlanan yeni bir kanun hükmünde kararnameyle, 484’ü akademisyen olmak üzere 3.974 kişiyi, “terör örgütleri” ile bağlantılı olma suçlamasıyla devlet kurumlarından ihraç etti. Bu, 9.000 dolayında polisin ve ayrıca 1.000 kişinin, hükümetin 15 Temmuz başarısız darbe girişiminin baş şüphelisi olduğunu ilan ettiği ABD’deki Fethullah Gülen ile bağlantılı olma suçlamasıyla uzaklaştırılmasından iki gün sonra gerçekleşti.

Burjuva “hayır” kampanyasının başını çeken Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) de baskının hedefi haline gelmiş durumda. Cumhuriyet gazetesine göre, AKP, CHP genel başkanının ve altı milletvekilinin dokunulmazlığını kaldırmak için bir önerge hazırladı ve meclise gönderdi.

Aynı CHP, 20 Mayıs 2016’da, milletvekillerinin kovuşturma dokunulmazlıklarını kaldıran bir anayasa değişikliği lehine oy vermişti. Değişiklik, Erdoğan’ın Halkların Demokratik Partisi’ni (HDP), Kürtlerin özerkliği için otuz yıldır bir ayaklanma sürdüren yasadışı Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) yasal kolu olmakla suçlamasının ardından, AKP tarafından teklif edilmişti. O zamandan beri, HDP’nin eş başkanları dahil 14 milletvekili tutuklandı.

29 Nisan’da, muhalefeti bastırma yönünde bir başka adımla, iletişimi gözetleyen ve denetleyen Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), “kamu düzenini, ulusal güvenliği ve halkın iyiliğini korumak için” internet ansiklopedisi Wikipedia’yı engelledi. Anadolu Ajansı, açıklamadan, Wikipedia’nın, “Türkiye'ye karşı uluslararası arenada karalama kampanyası yapan çevrelerin parçası olarak hareket eden bir bilgi kaynağı haline” geldiği ifadesini aktardı.

AKP hükümeti, sekiz aydır devam eden olağanüstü hal altında, Twitter’a ve Facebook’a erişimi defalarca engelledi ve yüzlerce web sitesini yasakladı. Hükümet, ayrıca, 230 dolayında gazeteciyi hapse atarken yüzlerce medya kuruluşunu kapattı.

Tırmanan baskı, Türkiye egemen sınıfının derinleşen krizinin açık bir işaretidir. Emekçi kitleler içinde artan huzursuzluğun ve öfkenin oldukça farkında olan Erdoğan, partisinin dizginlerini daha sıkı bir şekilde ele almayı planlıyor. O, 2 Mayıs’ta AKP’ye katıldı ve dönemin cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın Demokrat Parti hükümetini deviren 1960 askeri darbesinin ardından partili cumhurbaşkanlığını yasaklayan bir anayasanın yürürlüğe girdiği 1961’den beri ilk partili cumhurbaşkanı oldu.

Erdoğan’ın 21 Mayıs’ta düzenlenecek olağanüstü kongrede AKP genel başkanı seçilmesi ve partisi içinde olası bir temizlik dahil kapsamlı değişikliklere girişmesi bekleniyor.

CHP’nin eski genel başkanı ve uzun süreli üyesi Deniz Baykal da parti kongresi çağrısında bulundu. Baykal, Salı akşamı katıldığı bir televizyon programında, Kılıçdaroğlu’na, CHP kongresinin 2019 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aynı zamanda partinin adayı olacak bir genel başkan seçmesi gerektiğini söylediğini belirtti.

Baykal’ın teklifi, CHP önderliğinin Erdoğan’ın Türkiye’yi bir başkanlık diktatörlüğüne götüren anti-demokratik anayasa değişikliğini kabul etmeye hazır olduğunu gösteriyor. CHP, zaten, diktatörlük yönelimine karşı çıkmaya hiç niyetinin olmadığını açıkça ortaya koymuştu. CHP, referandumun hemen ardından, ikiyüzlü bir şekilde referandumun meşruiyetini tartışmaya açarken, “anayasa konusunda bir toplumsal uzlaşı gerekliliği”ni ilan etmişti. Binlerce insan hileyle kazanılan referandum sonuçlarını protesto etmek için sokaklara çıkarken, CHP protestoları bitirmek için çaba harcadı.

Bu arada, Türk ordusu, Ankara’nın NATO’daki ortaklarıyla ilişkilerini daha da kötüleştirecek şekilde, hem PKK’ye hem de PYD’ye ve onun IŞİD’e karşı savaşan başlıca ABD vekili olan milis gücü YPG’ye karşı sınır ötesi operasyonlarını tırmandırıyor. Türk hava ve topçu saldırıları, ayrıca, bunların uluslararası ilişkilerdeki temel ilkeleri ihlal ettiğini söyleyen Moskova’dan gelen sert eleştirilere yol açtı.

ABD’nin Avrupa Komutanlığı’nın başındaki Orgeneral Curtis Scaparrotti 28 Nisan’da Genelkurmay Başkanı Akar ile yaptığı görüşmede, Suriye’deki ABD askerleriyle birlikte çalışan Kürt güçlerine yönelik Türk topçu saldırıları üzerine artan kaygıları dile getirdi. Nisan ayının son haftasındaki Türk hava saldırılarının ardından, ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mark Toner, saldırıların “koalisyon tarafından onaylanmadığını” ve IŞİD’e karşı savaşta “ortak güçlerimizde istenmeyen can kaybına yol açtığını” söylemişti.

Türkiye’nin saldırılarının ve TSK ile YPG arasındaki sınır ötesi ateş açmaların ardından, ABD kuvvetleri Suriyeli Kürt güçleriyle birlikte Suriye-Türkiye sınırında devriye gezmeye başladı. Bu arada, Moskova, Suriyeli Kürtlerin ana bölgesinden daha uzakta bulunan, Türkiye-Suriye sınırının batısında PYD/YPG kontrolündeki bir diğer bölge olan Afrin’deki birliklerini takviye etti.

Erdoğan’ın diktatörlük ve savaş gündemi, Türkiye-Avrupa Birliği (AB) arasındaki, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından görülmemiş bir seviyeye gerileyen ilişkilerin altını daha da oyuyor. Başarısız darbenin ardından Avrupa’ya kaçan onlarca Türk subayını ve yetkilisini iade etmeyi reddeden AB, Erdoğan’ın yoğun baskısını ve “insan hakları ihlalleri”ni kınadı. Ankara, AB’nin iade etmeme tavrına, onu “teröristler”e yataklık yapmakla suçlayarak karşılık vermişti.

Avusturya, Almanya ve Hollanda hükümetlerinin referandumda “evet” kampanyası yürüten AKP yetkililerine getirdiği gerici yasaklar eliyle tırmanan siyasi çatışmaların ardından, AB milletvekilleri Türkiye’nin AB üyeliği görüşmelerinin resmi olarak askıya alınmasını istemişti. Onlar, bunun için, Erdoğan’ın diktatörce politikalarına ve referandumdaki geniş çaplı yolsuzluğa atıfta bulunuyorlardı.

2 Mayıs’ta, Avrupa Komisyonu üyesi Johannes Hahn, gazetecilere, sinik bir şekilde “Türkiye Avrupa perspektifinden uzaklaştı” dedi ve ekledi: “İlişkimizin odak noktasının başka bir şey olması gerekiyor.”

Bununla birlikte, sadece birkaç gün önce, Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel, konu üzerine farklı bir tavır sergilemişti. Gabriel, 28-29 Nisan’da Malta’da düzenlenen Avrupa dışişleri bakanları toplantısında, gazetecilere, Ankara’nın AB üyeliği çabasını geçersiz kılmaya “şiddetle karşı” olduğunu söyledi: “Yeni bir şey sunmadan bir şeyleri iptal etmek durumu iyileştirmez.”

AB’nin, göçmenlerin Avrupa’ya gelişini engellemek ve Suriye savaşını yürütmek üzere Erdoğan ile çalışmaya odaklanma istekliliğine işaret eden bu ifadelerin ardından, Almanya Başbakanı Angela Merkel’in, Avrupa “Türkiye’yi bir kenara itmemeli” biçimindeki açıklaması geldi. Berliner Zeitung’a konuşan Merkel, bir NATO üyesi olarak Türkiye, “İslamcı teröre karşı mücadelede önemli bir ortak. … Üzerine eğilmemiz gereken olumsuz gelişmeler göz önüne alındığında bile, böyle bir ortağı bir kenara itmemelisiniz.” demişti.

AB, Türkiye’nin en büyük dış yatırımcısı ve ticaret ortağı; aynı zamanda, Suriyeli sığınmacıları AB dışında tutmak için Ankara ile gerici bir anlaşma yapmış durumda.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise AB’ye karşı sinik atıp tutmasını sürdürüyor. O, 2 Mayıs’ta, Türkiye AB’nin “kapı bekçisi” değil dedi ve ekledi: “Önce bu fasılları halledeceksiniz, verdiğiniz sözleri tutacaksınız, ondan sonra masaya oturur konuşuruz. Aksi takdirde sizinle konuşacak bir şeyimiz kalmadı. Açarsanız ne ala açmadığınız takdirde güle güle.” Avrupalı hükümetlerin kendisinin süregiden baskısına ve olağanüstü hala yönelik eleştirilerinin ikiyüzlülüğüne dikkat çeken Erdoğan, Brüksel’e, “önce Fransa’daki olağanüstü hali kaldır” diye seslendi.