Rusya El Kaide mevzilerini bombalarken Washington Suriye’ye yönelik tehditlerini tırmandırıyor

Bill Van Auken
6 Eylül 2018

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad hükümetinin görünüşe göre ülkenin kuzeybatısındaki İdlib vilayetini yeniden ele geçirmeye yönelik bir kara saldırısına hazırlanmasıyla birlikte, Trump’ın Beyaz Saray’ı, Dışişleri Bakanlığı ve Pentagon, bir “insani” felaket uyarısı yaptılar ve ABD’nin kimyasal silah kullanılmasına misilleme yapacağı tehdidinde bulundular.

En son tehditler, Beyaz Saray’ın, “İdlib’deki durumu [ve] yakın bir Rusya ve İran destekli Esad rejimi saldırısı tehdidini yakından izlediği”ni açıkladığı Salı günü geldi.

Açıklamada, bu tür bir saldırının, “zaten trajik olan çatışmada pervasız bir tırmanma” olacağını “ve yüz binlerce insanın hayatın riske” atacağı belirtiliyordu. Açıklamaya göre, bir kimyasal saldırı durumunda, “Amerika Birleşik Devletleri ve Müttefikleri, hızla ve uygun bir şekilde yanıt verecek.”

Bu açıklama, Trump’ın ve üst düzey yetkililerin önceki açıklamalarını tekrarlamaktadır. ABD başkanı, Pazartesi günü, Twitter’da, “Ruslar ve İranlılar, bu olası insani trajediye katılmakla vahim bir insani hata yapacaklar.” diye yazdı. Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ise, geçtiğimiz Cuma günü, ABD’nin İdlib’e yönelik bir saldırıyı, “zaten tehlikeli olan çatışmada bir tırmanma” olarak göreceği uyarısında bulunmuştu. Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton da, ABD’nin herhangi bir şekilde kimyasal silah kullanılmasına “çok güçlü bir şekilde yanıt” vereceği uyarısında bulundu.

Rusya ve Esad hükümeti, bu uyarıları reddetti. Rus savaş uçakları, üç haftalık bir aranın ardından, İdlib’in batı sınırı yakınlarındaki hedeflere, bildirildiğine göre El Kaide’nin Suriye koluna bağlı Çinli Uygur İslamcılarının elindeki mevzileri hedef alan en az 20 hava saldırısı düzenledi. Saldırıya Rus Sukhoi Su-24Ms ve Su-34s jetleri katılmış ve doğu Akdeniz’deki Rus gemileri tarafından desteklenmiş.

Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim, ABD’nin tehditlerinin “Suriye halkının ve Suriye ordusunun İdlib’i temizleme ve Suriye’deki teröre nihayet son verme kararlılığını” durdurmayacağını söyledi. Haberlere göre, Suriye askerleri ve zırhlı araçları, vilayetin sınırına yığılmış durumda.

Salı günü Moskova’da düzenlenen bir basın toplantısında konuşan Kremlin sözcüsü Dmitri Peskov, İdlib’i, Suriye’deki Rus üslerini tehdit eden bir “terörist yuvası” olarak tanımladı. Peskov, Washington’dan gelen tehditlere açık bir göndermeyle, “Suriye’deki çok tehlikeli, olumsuz potansiyel durumunu dikkate almayan bazı uyarılara gelince, bunlar, muhtemelen bütünüyle kavrayışlı bir yaklaşım değiller.” dedi.

ABD’nin açıklamalarında, İdlib’in, baskın “asi” hizip Heyet Tahrir El-Şam’a (HTŞ) önderlik eden ve çok sayıda yabancı savaşçıyı içeren El Kaide’nin Suriye kolu tarafından yönetildiğinin herhangi bir kabulü yer almıyor. Haberlere göre, HTŞ, Suriye hükümeti ile uzlaşmaya çalışan muhalifleri ortadan kaldırmak için darağaçları kurmuş ve idam mangaları görevlendirmiş durumda.

BM’nin Suriye özel temsilcisi Staffan de Mistura, İdlib’de El Kaide’ye bağlı en az 10.000 savaşçı olduğunu kabul etti. Grubun önderlik ettiği cephenin, başkenti ile birlikte vilayetin topraklarının yüzde 60’ını kontrol ettiği ve bölgeyi etkin biçimde yönettiği söyleniyor. Başka kaynaklar, El Kaide bağlantılı savaşçıların sayısını 20.000 ile 30.000 arasında veriyorlar.

Washington, müdahale tehdidini, herhangi bir insani kaygıdan dolayı yapmıyor. Birbirini izleyen ABD yönetimleri, bölgede, Irak’taki saldırı savaşından Libya ile Suriye’deki rejim değişikliği operasyonlarına ve Yemen’e karşı soykırımsal ABD-Suudi savaşına kadar, milyonlarca yaşama mal olan ve tüm toplumları kırıp geçiren kanlı müdahaleler gerçekleştirmiştir.

Eğer ABD Suriye’de yeni bir saldırı eylemine girişirse, bu, Washington ile onun Batılı ve bölgesel müttefiklerinin 2011’deki vekil savaşının başından beri milyarlarca dolar değerinde para ve silah akıtarak desteklediği El Kaide önderliğindeki “asiler”i kurtarmak; ABD’nin Ortadoğu’ya egemen olma ve İran ile Rusya’nın hem Suriye’deki hem de genel olarak bölgedeki etkisini zayıflatma biçimindeki jeostratejik çıkarlarını ilerletmek için olacaktır.

Washington, Suriye’de El Kaide’yi açıkça savunarak, 17 yıllık “terörle küresel mücadele”yi, ABD ulusal güvenlik belgelerinin ABD egemenliğine meydan okuyan “değişim yanlısı devletler” olarak tanımladığı Rusya ve Çin ile askeri çatışma hazırlıkları lehine gayrı resmi bir şekilde terk ediyor.

Bir kimyasal silah saldırısı üzerine uyarılara gelince; bunlar, El Kaide güçlerinin, ABD’den ve müttefiklerinden hava desteği sağlamak için bir olay tezgahlaması çağrısı anlamına gelmektedir. Şam, geçtiğimiz Nisan ayında Duma’da ve bir yıl önce Han Şeyhun’da yaşanan önceki olayların sorumluluğunu kesinlikle reddetmişti. Her iki olay da, Washington’ın ve müttefiklerinin füze ve hava saldırılarının bahanesi olarak kullanılmıştı.

Washington Post, Salı günü, Bob Woodward’ın Trump’ın Beyaz Saray’ı üzerine yeni kitabı Fear’dan [Korku] alıntılar yayınladı. Kitap, Nisan 2017’deki sözde kimyasal silah olayının ardından, Trump’ın, Savunma Bakanı’na, ABD ordusunun Suriye Devlet Başkanı Esad’a suikast düzenlemesini önerdiği söylentisini içeriyor.

Kitapta, Trump’ın, “Hadi şunu gebertelim! Oraya gidelim. Birçoğunu öldürelim.” sözleri aktarılıyor.

Kitapta, Mattis’in Trump’a bu tür planlar geliştireceğini söylediği ama hemen ardından, üst düzey bir yardımcıya, “Bunlardan hiçbirini yapmayacağız. Çok daha ölçülü olacağız.” dediği belirtiliyor.

ABD siyaset kurumu içinde, özellikle ABD’nin Rusya’ya yönelik politikası üzerine yaşanan her iki taraf için de öldürücü çatışma nedeniyle şiddetli bir siyasi krize saplanmış ve içeride artan toplumsal gerilimler ve yükselen bir işçi sınıfı militanlığı ile karşı karşıya olan Trump yönetiminin, Suriye’deki büyük bir tırmanmaya girişmek için yeni bir sahte kimyasal silah olayını değerlendirme dürtüsü, her zamankinden daha büyüktür.

BM’nin Suriye temsilcisi De Mistura, bu hafta, gazetecilere, El Kaide’nin Suriye kolunun “silah haline getirilmiş klor üretme kapasitesi”ne sahip olduğunu söyledi. Bu, örgütün, bir kimyasal silah saldırısı düzenleme ve bundan hükümeti sorumlu tutma becerisine sahip olduğu anlamına geliyor.

Rusya destekli Suriye hükümetinin İdlib’i geri almaya yönelik adımları, Moskova, Ankara ve Tahran arasındaki yoğun bir diplomatik görüşme trafiğinin ortasında gelişiyor. Üç devletin önderleri, Vladimir Putin, Recep Tayyip Erdoğan ve Hasan Ruhani, İdlib sorununa odaklanacak görüşmeler için 7 Eylül’de Tahran’da bir araya gelecek.

Son günlerde, İran’ın Dışişleri Bakanı hem Ankara’da hem de Şam’da görüşmeler düzenlerken, Türkiye’nin Savunma Bakanı ve istihbarat şefi Moskova’daydı.

Suriye’deki İslamcı milislerin bir kısmını destekleyen ve sınırından yeni bir sığınmacı akışını önleme konusunda kaygılı olan Türkiye, “ılımlı” asilerin El Kaide çekirdeğinden ayrılabileceğinde ısrar ederek, saldırının önüne geçmeye çalışıyor. Erdoğan hükümeti, ayrıca, Türkiye’ye doğru yeni bir Suriyeli hareketini engellemek amacıyla, Türkiye sınırı yakınındaki İdlib içinde bulunan mevzilere asker ve tank gönderdi.

Moskova, Türkiye’nin, İdlib’i uzun ve kanlı bir harekat olmaksızın Şam’daki hükümete teslim edilmesine olanak sağlayabileceğinden açıkça umutlu.

Erdoğan hükümeti, hem ABD ordusu YPG’yi Suriye’deki başlıca vekil gücü olarak kullanması hem de Trump yönetiminin Türkiye’nin ekonomik krizini ağırlaştıran yaptırımlar uygulaması yüzünden, Washington ile giderek artan bir çatışmaya girmiş durumda.

Türk hükümeti, Salı günü, Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın, ülkeyi ziyaret eden ABD’nin Suriye özel temsilcisi James Jeffrey’e, Türkiye’nin tüm Kürt militanların Suriye-Türkiye sınır bölgesinden çekilmesini istediğini söylediğini bildirdi.

Suriye’deki gelişmelerin daha geniş ve çok daha tehlikeli bir çatışmaya dönüşmesi tehlikesi ortada. Haberlere göre, Rusya, 26 savaş gemisini ve aralarında stratejik bombardıman uçaklarının bulunduğu 36 uçağı Akdeniz’e göndermiş durumda. Bu arada, ABD de, bölgeye, azımsanmayacak güçler yerleştirdi.

Moskova, geçtiğimiz hafta, Pentagon’un, 56 güdümlü füze taşıyan USS Sullivans’ı yeniden Basra Körfezi’ne sevk ettiğini ve B-1B stratejik bombardıman uçaklarının Katar’daki El Udeyd Hava Üssü’ne yeniden konuşlandırıldığını bildirdi.