Sosyal Demokratlar muhafazakar partilerin toplama kampları planını destekliyorlar

5 Temmuz 2018

Salı günü, önde gelen Sosyal Demokrat Partili (SPD) politikacılar, Almanya'daki büyük koalisyonda yer alan muhafazakar partiler arasında varılan ve ülkede sığınmacılar için toplama kampları kurulmasını öngören gerici anlaşmayı memnuniyetle karşıladılar. SPD, Hristiyan Demokratik Birlik (CDU) ve Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) ile birlikte, koalisyon hükümetinin bir parçası.

SPD'nin önderi Andrea Nahles, Salı sabahı, “Bunu iyi bulmamızın nedeni, bir kez daha asıl işi ele alma aşamasında olmamızdır. Bu, geçtiğimiz haftalarda hiç olmayan bir durumdu.” dedi.

SPD'den başbakan yardımcısı ve maliye bakanı Olaf Scholz, CDU ile CSU arasındaki anlaşmayı, “Artık psikolojiyi aşıp olgulara geçmiş durumdayız.” diyerek övdü.

Büyük koalisyondaki üç partiyi temsil eden koalisyon komitesi Salı günkü toplantısını herhangi bir nihai anlaşmaya varmaksızın Perşembe gününe ertelemiş olsa da, hem Scholz hem de Nahles, karar hakkında olumlu konuştu. Nahles'e göre, koalisyon doğru yolda ve tüm alanlarda önemli ilerlemeler kaydedilmiş durumda. O, “Ama tam olarak birleşmiş değiliz” derken, Scholz, “Tüm sorunları gidermek için biraz daha fazla zamana ihtiyacımız var” diye ekledi.

SPD önderliği, böylece, CSU'lu İçişleri Bakanı Horst Seehofer'ın Almanya'da sığınmacılar için toplama kampları kurulmasını öneren sığınmacı politikasına örtülü destek vermiş oldu. CDU ile CSU, Pazartesi akşamı, bir başka Avrupa Birliği ülkesinde kayda geçmiş sığınmacıların Almanya sınırında tutuklanıp [kamplarda] alıkonulması konusunda anlaşmıştı.

Plan, somut olarak, sınır “serbest geçiş bölgeleri”, yani Almanya'nın dışında sayılacak topraklarda on binlerce sığınmacıyı tutacak kamplar ve hapishaneler kurulmasıdır. Böylece sığınmacılar, Guantanamo Bay tarzında, yasaların uygulanmadığı bir bölgede tutulacaklar.

2015 sonbaharında, Sosyal Demokratlar, Amerikan hapishaneleri örneğine atıfta bulunarak, bu tür kampların kurulmasına hala karşı çıkıyorlardı. Berlin SPD'nin önderi Jan Stöß, o zamanlar, Muhafazakar partilerin önerileri “hukukun üstünlüğü üzerine kurulu bir devletten çok Guantanamo ile ilgilidir” demişti.

Önceki adalet bakanı ve şimdiki dışişleri bakanı Heiko Maas, benzer şekilde konuşmuştu. O, Süddeutsche Zeitung'da, “on binlerce sığınmacıyı sınırda gözaltına alma girişimi”den söz ederken, serbest geçiş bölgeleri düşüncesini havaalanlarından devlet sınırlarına aktarmak isteyenlerin “sahipsiz topraklarda toplu gözaltı kampları” yaratacaklarını belirtmişti.

Ancak bugün, Sosyal Demokratlar, bir zamanlar Alman tarihinin en karanlık bölümlerini anımsatan aynı önlemleri haklı gösteriyorlar.

SPD'nin eski önderi Sigmar Gabriel, muhafazakar partiler tarafından önerilen kampların, artık, iki buçuk yıl önce önerildikleri zamandan daha farklı değerlendirildiğini belirtti. Gabriel, SPD meclis grubunun Berlin'deki acil toplantısı öncesinde, “2015'teki serbest geçiş bölgeleri ile ilgili olarak, günde 3.000, 4.000, 5.000 sığınmacıdan söz ediyorduk. O zaman, stadyumları doldurmak ve insanları gözaltına almak istemediğimizi söyledik. Bugün, bütünüyle farklı bir ölçekten söz ediyoruz.” dedi.

Gabriel'in savı sinik ve iğrençtir. Gerçekte, bu öneriye uygun olarak, on binlerce sığınmacı gözaltına alınacaktır. Haberlere göre, Almanya, bu yılın Haziran ayının sonuna kadar, daha önce Avrupa parmakizi veri tabanı Eurodac'te kayıt altına alınmış 18.349 sığınmacıyı kabul etmiş. Bu rakamlar temelinde, günde ortalama 110 kişi gözaltına alınacak ve sözde serbest geçiş bölgelerinde tutulacak.

Alman Sosyal Demokratlarının, Sol Parti ve Yeşiller içindeki çanak yalayıcıları ile birlikte, muhafazakar partilerin, egemen seçkinlerin tüm hiziplerini aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif'in (AfD) göç politikalarının arkasına takan gerici planlarını desteklemesi şaşırtıcı değil.

Geçen hafta Brüksel'de düzenlenen Avrupa Birliği Zirvesi'nde, Almanya'daki büyük koalisyon ile sosyal demokratların dahil olduğu diğer ülkelerin hükümetleri, Kuzey Afrika'da ve AB içinde başka yerlerde benzeri kampların kurulması konusunda anlaşmaya vardı. Zirve'nin açıklamasında, bu kamplardan, örtmece bir şekilde, “yeniden ve yeni yerleştirme”ye yönelik “indirme platformları” ve “kontrol merkezleri” olarak söz edildi.

Yunanistan'da, zirve anlaşmasını imzalamış olan sahte sol Syriza hükümeti, aylardır, sığınmacılara yönelik sözde “sıcak noktalar”ı işletiyor. Syriza hükümeti tarafından Midilli adasında kurulmuş olan Moria “sıcak nokta”sı üzerine Frankfurter Allgemeine Sonntagszeitung'da yayınlanan bir makale, orayı sağlam biçimde takviye edilmiş bir “cehennem” olarak betimliyor. Gazete, Moria tesisinin, dışarıdan, “Dört ya da beş metre yüksekliğinde bloklarla içiçe geçmiş tellerle çevrili” bir toplama kampını andırdığını belirtiyor.

Makale şöyle devam ediyor: “Dikenli teller çitlerin üzerinde uzanıyor, tüm girişlerde, gözetleme kuleleri ve göğüslerinin üstünde sabitlenmiş silahları olan muhafızlar var. İçeriye girmek isteyen herkes kimliğini göstermek zorunda. Özellikle medyaya, kolayca içeriye girme izni verilmiyor.”

Büyük koalisyonun planlarına göre, benzeri kamplar Avrupa'nın her yerinde kurulacak. Seehofer'ın, CDU ile CSU arasındaki anlaşmanın ardından resmi hükümet politikası haline gelmiş olan sözde “göç ana planı”nın 22. maddesi şöyle:

“Dış sınırlardaki yapıların güçlendirilmesi; Yunanistan'daki ve İtalya'daki sıcak noktaların üye devletlerden yeterince personelle desteklenmesi. Sıcak nokta düşüncesinin İtalya'ya genişletilmesi.”

23. Madde şöyle: “Avrupa kabul merkezi için standart bir modelin geliştirilmesi: standart bir sıcak nokta modelinin geliştirilmesine yönelik, Avrupa Komisyonu'na verilecek bir Alman önerisi taslağının hazırlanması. Böylece, [modelin] diğer bölgelere gerektiği gibi aktarılabilirliğinin sağlanması.”

Avrupa'da böylesi bir kamplar ağının geliştirilmesi bir uyarıdır. Bu kamplar, faşist rejimler altında olduğu gibi, siyasi muhaliflere ve nihayetinde bir bütün olarak işçi sınıfına karşı kullanılacaklardır.

İlk toplama kampları, 1930'larda, Nazilerin iktidara gelmesinden hemen sonra, komünistleri, sendikacıları ve Hitler'in diğer karşıtlarını gözaltına almak için hukuksuz bir bölgede oluşturulmuştu. İkinci aşamada, 1936'dan 1938'e kadar, bunlara, Nazilerin ırkçı dünya görüşüne uygun olmayanlar; Museviler, Sinti ve Romanlar, sözde “toplumdan kaçanlar” ve “kaytaranlar”, engelliler ve savaş esirleri eklendi. İmha kampları, ancak, 1939'da başlayıp savaşın 1945'te sona ermesine kadar devam eden üçüncü ve dördüncü aşamalarda kuruldu.

Seehofer'ın “ana plan”ı bu faşist geleneğe uygundur. 1930'lardaki gibi, toplumsal karşıdevrim politikaları ve savaş hazırlıkları, yalnızca diktatörlük yöntemleriyle yaşama geçirilebilir.

Seehofer'ın planının kimi bölümleri, Nazilerin terör döneminin bürokratik yönergeleri gibi yazılmış. Örneğin, 36. madde, “özellikle bulaşıcı hastalıklar durumunda, bir sağlık muayenesi ve karşılama merkezlerinde ya da yerel yönetimlere ait yerlerde yaşamak zorunda olmayanlara yönelik zorunlu soruşturmalar için zaten varolan yasal yükümlülüklerin kapsamlı kullanılması”nı talep ediyor.

37. madde, “Yabancıların Merkezi Kaydı'nın bağımsız bir yabancı veri tabanına genişletilmesi” çağrısı yapıyor. Ayrıca, “parmak izi alınabilecek yaş sınırı, altı yaş sonuna [indirilmeli]” ve “kimliklerin belirlenip incelenmesi için bir Avrupa merkezi veri sisteminin oluşturulması” devam etmeli.

“Gözetlemedeki uluslararası işbirliğinin genişletilmesini ve güçlendirilmesini” ve “federal polis güçlerindeki, geçiş devletlerindeki ve kaynak ülkedeki yetkilileri birbirine bağlayan ağların genişletilmesi”ni talep eden 10. madde, gerçekte bir polis devletinin kurulması çağrısında bulunmaktadır. Ayrıca, “Etkilenen ülkelerde güvenliği sağlamak için, kaynak ülkelerdeki ve geçiş devletlerindeki sivil Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği misyonlarının daha fazla geliştirilmesi” gerekiyor. Bu, “Almanya'nın uluslararası gözetleme görevlerine katılımını genişletecek bir personel havuzu” oluşturacak “ve böylece, yabancı müdahalelere katılmayı daha kolay” hale getirecek.

İlan edilen “siyasi amaç”, Avrupa kalesinin bütünüyle yalıtılması ve Ortadoğu'daki savaş bölgelerine toplu sınırdışılardır. Planın “dönüş” başlıklı bölümünde, “Ayrılması gerekenlerin, ülkeyi hızlı bir şekilde terk etmekle yükümlü olacaklar”ı belirtiliyor.

Plana göre, “Sığınma başvurusunun olumsuz sonucu, aynı zamanda, sınırdışı işlemlerinin başlaması demektir. Gönüllü gidişlerin ve geri dönüşlerin sayısının önemli ölçüde arttırılması gerekiyor.”

Büyük koalisyonun “ana plan”ı, onun işçi sınıfına karşı gözetleme ve polis devleti önlemlerini kullanma ve böylece, yaygın toplumsal ve siyasal muhalefete karşı Almanya'nın militarist yeni büyük güç politikasını dayatmayı tasarladığı konusunda hiçbir kuşkuya yer bırakmamaktadır. Bu planın giriş bölümünde şunlar yazılı: “Bu ana plan, ülkemizin dışarıdaki yükümlülüklerini, yalnızca, uyumun içeride de sürdürülmesi durumunda yerine getirebileceği inancına dayanmaktadır.”

Johannes Stern