ABD ordusu ve Trump yönetimi Suriye’de savaş yürütmek için sınırsız yetkiler talep ediyor

2 Mart 2018

Trump yönetimi, ABD’nin Suriye’deki savaşını uluslararası yetki bahanesi, kongre onayı ya da açık tartışma bile olmaksızın genişletme, ülkenin belirli bölümlerini etkin biçimde ilhak ve işgal etme yetkisini savundu.

New York Times (NYT), Pentagon’dan ve Dışişleri Bakanlığı’nda Senatör Tim Kaine’ye gönderilen mektuplarda sergilenen görüşü, Cuma günü iç sayfalarına yerleştirilen “Yönetim Suriye Güçlerinin Yeni Onaya Gerek Duymadığını Söylüyor” başlıklı bir haber yazısında bildirdi. Mektuplar, sadece Suriye’de değil ama dolaylı olarak dünya genelinde savaş yürütmek için doğal yetki ileri süren Beyaz Saray’ın anayasaya yönelik saldırısının boyutlarını vurgulamaktadır.

Virginia’dan Demokratik Partili Kaine, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad yönetimini devirmeyi amaçlayan Suriye’deki savaş için yasal bir kılıf sağlamak üzere yeni bir Askeri Güç Kullanımı Yetkisi’nin (AUMF) geçmesi yönünde, formalite gereği ve ikiyüzlü bir çağrı yaptı.

ABD’nin Suriye’deki mevcut askeri tırmandırması, Demokratik Parti’nin başlıca taleplerinden birinin gerçekleşmesidir. Bu, Hillary Clinton’ın başkanlık kampanyasının dış politika gündeminin merkezindeydi (Kaine, Clinton’ın başkan yardımcısı adayıydı) ve Clinton’ın başkan olarak ilk eylemlerinden biri olacaktı. Daha geçtiğimiz hafta, NYT, savaşın tırmandırılmasını talep eden ve Suriye’nin, Rusya’nın ve İran’ın “bunu durdurmak için bir şey yapmaya isteksiz ya da aciz olan ABD’nin ve diğer dünya güçlerinin önderleri büyük ölçüde seyirci kaldığı için… IŞİD’e karşı savaş alanı başarılarını kendi çıkarına kullandığı”ndan yakınan bir başyazı yayınlamıştı.

Pentagon’un mektubuna göre, IŞİD’in kontrolündeki tüm kentler ve kasabalar geri alınmış olmasına rağmen, Suriye’de devam eden operasyonlar sözde hala IŞİD’i yenilgiye uğratma harekatı çerçevesinde yer alıyor. Trump yönetimi, kendisinden önceki Obama yönetiminde olduğu gibi, “IŞİD’e karşı savaş”ın, yaklaşık 17 yıl önce, 2001’de Afganistan’ın istila edilmesine yönelik bahanenin bir parçası olarak El Kaide’ye karşı kabul edilmiş olan Askeri Güç Kullanımı Yetkisi eliyle meşrulaştırıldığı saçma iddiasını ileri sürüyor.

Mektup, “IŞİD’i yenilgiye uğratma harekatı, Irak’ta ve Suriye’de yeni bir aşamaya geçiyor.” iddiasında bulunuyor ve ABD ordusu, “IŞİD’in kalıcı yenilgisini garantiye almak için gerekli istikrar ve siyasi uzlaşma çabalarını kolaylaştırırken, düşmana yönelik terörle mücadele basıncını sürdürmek için askeri varlığımızı en uygun hale getiriyor ve uyarlıyor.” diyor.

Bu savlar, ABD ordusunun Suriye’yi süresiz işgalini meşrulaştırmak için bu kadar kapsamlı ve böylesine keyfi ve öznel yoruma tabidir.

Pentagon ve Dışişleri Bakanlığı mektupları, ne Suriye hükümet güçlerinin ne de onların Hizbullah ve İran gibi müttefiklerinin, 2001 savaş kararında gerektiği gibi, IŞİD veya El Kaide ile “bağlantılı güçler” olarak görülemeyeceğini kabul ediyor. Bunun yerine, ABD’nin Suriye hükümet güçlerine ve onun müttefiklerine yönelik saldırıları, ABD Suriye’nin egemenliğini ihlal ederek ve hükümetinin rızası olmaksızın ülkede olmasına rağmen, Amerikan askeri güçlerinin “meşru müdafaa” eylemleri olarak niteleniyor.

Daha da kaygı verici olan, Trump’ın geçtiğimiz yıl Nisan ayında, Suriye hükümetinin Esad karşıtı güçlerin elindeki İdlib vilayetindeki bir kasabada sinir gazı kullandığını iddia eden ABD öncülüğündeki bir medya kampanyasının ardından bir Suriye hava üssüne füze saldırısı emri vermesi için ileri sürülen yasal gerekçedir. Pentagon mektubuna göre, “Başkan, o saldırıya, Başkomutan ve Yürütmenin Başı olarak, ABD’nin önemli ulusal çıkarlarını savunmak için yurtdışında bu tür askeri güç kullanmak üzere Anayasa’nın II. Maddesinde belirtilen yetkisine uygun olarak izin vermişti.”

Bu dil, tümüyle açık uçludur ve başkan yasama organının yetkilendirdiği askeri operasyonları yönlendirmek üzere başkomutan işlevi görürken savaş ilan etme yetkisinin Kongre’ye bırakıldığı ABD’nin anayasal yapısını gülünç duruma düşürmektedir. Amerikan demokrasisi çarpıcı biçimde aşınırken, bu anayasal güçler ayrılığı uzun bir süredir terk edilmiş durumda. Kongre’nin son savaş ilanının üstünden (Japonya’nın Aralık 1941’de Pearl Harbor’a saldırmasının ardından ilan edilmişti) 75 yıldan fazla zaman geçti.

Bununla birlikte, geçtiğimiz çeyrek yüzyıldaki neredeyse kesintisiz ABD savaşı sırasında bile, kamuoyunu manipüle etmek amacıyla, büyük bir ABD askeri girişimi için Kongre’nin onayını alma gereği hissedilmişti. 1990-1991 Körfez Savaşı, 2001’deki Afganistan istilası ve 2003’teki Irak istilası öncesinde resmi bir savaş ilanı değil ama başkana askeri güç kullanma yetkisi verme konusunda kongre tartışmaları ve oylamaları yaşanmıştı.

Anlamlı bir şekilde, bir kongre onayı numarası bile olmaksızın topyekün savaşa giren, Demokratik Partili iki yönetimdi. Başkan Bill Clinton, 1999’da ABD-NATO’nun Sırbistan’ı bombalaması emri vermiş ama Cumhuriyetçilerin denetimindeki Kongre’nin desteğini kazanamamıştı. Başkan Barack Obama ise, 2011’de, Demokratların denetimindeki Senato’da bir onay alma girişiminde bile bulunmadan ABD-NATO’nun Libya’yı bombalamasına girişmişti.

ABD, şimdi, insan hakları hakkındaki yalan ifadeler ve “kasap” Esad’a yönelik ikiyüzlü suçlamalar (“kasap” suçlaması, daha önce Miloseviç’e, Saddam Hüseyin’e ve Kaddafi’ye de yapılmıştı) örtüsünün arkasında, Suriye’nin stratejik açıdan önemli bir bölümünün ilhakını gerçekleştiriyor. Bu, yalnızca, tüm ülkenin fiilen bir ABD sömürgesine dönüştürülmesinin izleyeceği bir ilk adımdır.

ABD’nin bu eylemleri, Lenin’in 1916’da yazdığı, emperyalizmin “her türlü ülkenin… ilhakı için çaba harcama” ile karakterize edildiği biçimindeki açıklamasını doğrulamaktadır. [“Emperyalizm ve Sosyalizmde Bölünme”, Toplu Eserler (Moskova, 1977), Cilt 23, syf. 107]

Dahası, Lenin’in uyarmış olduğu gibi, daha zayıf ülkelerin emperyalist güçler tarafından sömürge biçiminde köleleştirilmesi süreci, içeride demokratik yönetim biçimlerinin yok edilmesi ile kaçınılmaz bir şekilde bağlantılıdır: “Her yönden siyasi gericilik, devasa ölçekte yolsuzluk, rüşvet ve her türden sahtekarlık, emperyalizmin karakteristik özelliğidir.” [Age. syf. 106]

Herhangi bir açık tartışma ve siyaset kurumu içinde bir muhalefet olmaksızın büyük bir askeri işgalin başlatılabilecek olması, Amerikan demokrasisinin ölümcül çürümesini açığa vurmaktadır. Ortadoğu, ABD ve tüm dünya halkları için son derece kapsamlı sonuçları olan kararlar, ordu ve istihbarat kurumları tarafından tek taraflı olarak alınıyor.

Suriye’nin askeri işgaline karşı örgütlü muhalefetin olmaması, sosyalist olduklarını iddia eden ama emperyalist katliamın savunucularından ve avukatlarından başka bir şey olmayan sahte sol örgütlerin rolünü de teşhir etmektedir. Uluslararası Sosyalist Örgüt gibi gruplar Demokratik Parti’nin uzantıları olarak faaliyet gösteriyor. Obama’nın ve şimdi de Trump’ın sözde Şam’a karşı topyekün savaş yürütme isteksizliğinden yakınan bu örgütler, ABD’nin Suriye’deki askeri müdahalesini destekliyorlar.

Suriye iç savaşı, ABD’nin yanı sıra Rusya, İran, Türkiye, Suudi Arabistan ve İsrail dahil bölgesel ve küresel güçleri içine çeken bir çatışmaya dönüşmüş durumda. Bu ayın başında, ABD savaş uçakları, hala bulanık kalan koşullarda, Rus paralı askerlerinden ya da askerlerinden oluşan Suriye hükümeti yanlısı bir güce saldırdı ve 200 kadar savaşçıyı öldürdü. Eğer Putin yönetimi ciddi bir protestoda bulunmadıysa, bunun tek nedeni, Moskova’nın, Amerikan ve Rus güçleri arasında, dünyanın en büyük iki nükleer silahlı gücü arasında daha kapsamlı bir savaşa dönüşme potansiyeli taşıyan topyekün bir askeri çatışmanın sonuçlarından korkuyor olmasıdır.

Suriye’deki barut fıçısı, hızla bir emperyalist savaş patlamasının gerekçesi haline gelebilecek çok sayıda çatışmadan yalnızca biridir. Sadece en açık olanları anarsak, diğerleri arasında, Kuzey Kore, İran, Güney Çin Denizi, Ukrayna ve Baltık devletleri bulunuyor. Emperyalist güçlerin, özellikle de ABD’nin savaş yönelimine karşı bağımsız bir uluslararası işçi sınıfı hareketinin inşası acil bir gerekliliktir. Bu, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi’nin ve şubelerinin bütün ülkelerde işçi sınıfı içinde devrimci partiler inşa etme yoluyla üstlendiği görevdir.

Patrick Martin