Kemer sıkmaya ve toplumsal eşitsizliğe karşı kitlesel protestolar İran yönetimini sarsıyor

Keith Jones
4 Ocak 2018

İran, son altı gündür, gıda fiyatı artışlarına, kitlesel işsizliğe, durmadan büyüyen toplumsal eşitsizliğe; İslam Cumhuriyeti’nin sert kemer sıkma politikasına ve siyasi baskısına karşı protestolarla sarsılıyor.

Protestolar, geçtiğimiz Perşembe günü, İran’ın ikinci büyük kenti Meşhed’de ve komşu merkezler Nişabur ile Kaşmer’de başladı; ardından başkent Tahran’a ve ülke genelindeki otuzdan fazla kente ve kasabaya yayıldı.

Hükümet kaynaklarına göre, protestocular ile polis arasında yaşanan çatışmalarda, aralarında güvenlik güçlerinin de bulunduğu 21 kişi öldü. Tutuklamalar konusunda ulusal düzeyde bir sayı yok ama Tahran’daki bir yetkili, kentte Cumartesi gününden beri 450 kişinin gözaltına alındığını kabul etti. Haberlere göre, başkentin 300 kilometre kadar güneybatısında bulunan sanayi kenti Erak’ta, yalnızca Pazar akşamı 70 kişi tutuklandı.

Hükümet, sonraki protestolar ve hareketin kapsamı hakkında bilgi akışını engellemek amacıyla sosyal medya uygulamaları Telegram ile Instagram’a kısıtlama getirdi.

Protestoların kapsamı ve yoğunluğu, İran’ın burjuva dinsel yönetimini sarsmış durumda ve şu anda yönetimin rakip hiziplerini aşağıdan gelen meydan okumayı bastırmak için bir araya gelmeye teşvik ediyor. Hafta sonunda, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, İranlıların barışçıl protesto yapma hakkına sahip olduğunu açıklamış ve “İşsizlikten daha büyük bir sorunumuz yok.” diyerek, hükümetinin kısa süre içinde protestocuların sosyoekonomik sorunlarını çözecek adımları atacağını iddia etmişti.

Ancak onun bakanları ve güvenlik kurumlarının sözcüleri, şu anda, protesto hareketinin kökünü kazımaya yemin ediyor. İran Devrim Muhafızları (İDM), “demir yumruk” kullanmaya hazır olduğunu belirtti.

İslam Cumhuriyeti’nin Dini Lider’i Ayetullah Ali Hamaney’den İDM’nin Komutan Yardımcısı General Resul Sanaye’ye ve eski “reformist” cumhurbaşkanı ve Yeşil hareketin müttefiki Muhammed Hatemi’ye kadar çok sayıda önder, devlet baskısını meşrulaştırmak için, İran’ın stratejik rakiplerini çete şiddetini kışkırtmakla ve ona lojistik destek sağlamakla suçladı. Onların birçoğu, bunu yaparken, ABD Başkanı Donald Trump’ın ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun protestolar için yaptığı demagojik “destek” iddialarına ve Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Salman’ın “İran içinde savaş başlatma” tehditlerine dikkat çekti. Her üç hükümet de, Tahran’da bir rejim değişikliğinin açık savunucusu ve defalarca İran’a savaş açma tehdidinde bulundu.

Ancak şimdiki protesto dalgası, 2009’da sözde Yeşil Devrim bayrağı altında gelişenlerden oldukça farklı bir sınıf karakterine sahip. Washington, New York Times, Fransa Başkanı Sarkozy ve diğer Avrupalı önderler tarafından teşvik edilen ve desteğini İran toplumunun en ayrıcalıklı kesimlerinden alan Yeşiller, seçim hilesine ilişkin kanıtlanmamış ve zorlama suçlamalar temelinde ve ABD emperyalizmi ile hızlı bir uzlaşmaya varmaya kararlı bir yönetim kurmak amacıyla popülist Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın yeniden seçilmesini engelleme peşinde koşmuştu.

İran yönetiminin sansüründen geçirilmiş ya da Batı medyasında çıkan eldeki en iyi haberlere dayanarak, şimdiki protesto dalgasının, özünde, işçi sınıfının henüz başlamakta olan bir başkaldırısı olduğunu söyleyebiliriz.

Kuşkusuz, protestolar toplumsal olarak heterojen ve katılımcıları arasında büyük bir siyasi kafa karışıklığı var. Dahası, bekleneceği gibi, monarşistler ve emperyalizmin müttefiki diğer sağcı unsurlar hareketi esir almaya ve yanlış yönlendirmeye çalışıyorlar. Ancak protestolar, henüz kitlesel bir hareket olmasa da, çoğunlukla işçilerden, yoksullardan ve gençlerden oluşuyor. Bu protestolar, 3,2 milyon insanın ya da işgücünün yüzde 12,7’sinin resmen işsiz olduğu, gençler için gerçek işsizlik oranının yüzde 40 düzeyinde olduğu ve İDM’nin son bir raporuna göre, halkın yüzde 50’sinin yoksulluk içinde yaşadığı bir ülkedeki köklü öfke eliyle körüklenmektedir. Dünya Sağlık ve Gelir Veritabanı, 2013 verilerine göre, İranlıların tepedeki yüzde 10’unun ülkenin tüm gelirinin yüzde 48,5’ini elde ettiğini; en tepedeki yüzde 1’in ise yüzde 16,3’ünü elinde tuttuğunu tahmin ediyor. Bu oran, halkın alttaki yüzde 50’sininkinden sadece 0,5 puan azdır.

Yükselen işçi sınıfı muhalefeti

Mevcut protesto dalgası, işten çıkarmalar, ücretlerin ödenmemesi ve yetkililerin çok sayıda kontrolsüz mali kuruluşun çökmesi sonucunda milyonlarca insanın tasarruflarının yok olmasına yönelik kayıtsızlığı üzerine aylardır artan işçi huzursuzluğunun ve gösterilerin ardından patlak verdi.

Örneğin, geçtiğimiz Eylül ayında, yukarıda adı geçen Erak’ta, 2000’lerde özelleştirilmiş iki sanayi tesisinde çalışan işçiler, güvenlik güçlerinin, ücretlerin ve sağlık sigortası primlerinin ödenmemesine karşı protestolara son vermek için müdahale etmesinin ardından, iki gün polisle çatışmıştı. Agence France-Presse’in bir haberine göre, “Şimdiki huzursuzluk öncesi haftalarda, ücretlerin geç ödenmesini protesto eden yüzlerce petrol işçisinin ve kamyon sürücüsünün; fabrikanın kapatılmasına karşı çıkan Tebriz’deki traktör üreticilerinin ve ikramiyelerinin ertelenmesini protesto eden Tahranlı lastik işçilerinin katıldığı küçük protestolar alttan alta fokurduyordu.”

İranlı yetkililer bu protestoları gizlemek için ellerinden geleni yaparken, Batı medyası onlarla ilgilenmedi.

Şimdiki protesto dalgasının hemen öncesindeki günlerde, sosyal medyada, tırmanan toplumsal eşitsizlik konusunda yoğun ve yaygın bir tartışma şiddetle devam ediyordu. Bu öfkenin taşmasını tetikleyen şey, hükümetin en son kemer sıkma bütçesinin tartışmaya sunulması oldu. Bu, İranlılara, 2010-2014 yılları arasında yavaş yavaş azaltılmış olan enerji, temel gıda maddeleri ve başlıca hizmetler için fiyat sübvansiyonlarının bedeli olarak verilen küçük nakit ödemelerini daha fazla keserken, benzin fiyatlarını yüzde 50 kadar arttıracak.

Yeşil hareket, neredeyse yalnızca Tahran’da, özellikle de onun varlıklı kuzey semtlerinde yoğunlaşmıştı. Buna karşın, şimdiki protesto dalgası, Şii tutuculuğu İran toplumunun alt tabaka unsurlarına yönelik popülist çağrılarla birleştiren Ahmedinejad’ın ve İslam Cumhuriyeti’nin siyasi seçkinlerinin sözde “sert” hizibinin siyasi üssünü oluşturan daha küçük ve daha yoksul kentleri ve kasabaları da kapsayan çok daha geniş bir coğrafyaya yayılıyor.

Daha da önemlisi, Yeşiller İran burjuvazisinin emperyalist güçler ile bir uzlaşmaya en istekli kanadını temsil eder ve Ahmedinejad’ı yoksullara para “savurmak” ile suçlayarak bencil üst orta sınıf destekçilerini seferber ederken, hükümet karşıtı şimdiki hareketi toplumsal eşitsizliğe yönelik muhalefetin yönlendiriyor olmasıdır.

Ruhani’nin 2013’te ve geçtiğimiz Mayıs ayında seçilmesini kararlı bir biçimde desteklemiş olan Yeşiller, önde gelen temsilcilerinin protestoların “öndersiz” karakteri hakkında ciddi kaygılar ifade etmesiyle, mevcut protestolara uzak duruyorlar.

Haberlere göre, göstericiler, Yeşil hareketin başlıca önderleri olan ve 2009’da yenilgiye uğrayan cumhurbaşkanlığı adayları Mir Hüseyin Musavi ile Mehdi Kerrubi’nin ev hapsinden çıkarılması yönünde hiçbir açık çağrı yapmadılar. Onlar, bunun yerine, bir bütün olarak burjuva dini yönetime meydan okuyan sloganlar benimsediler.

Ruhani’nin Washington ile uzlaşma ve kemer sıkma programı

İran’ın şiddetli toplumsal krizi, ABD’nin, sert ekonomik yaptırımları kapsayan ağır ekonomik ve askeri-stratejik baskısının; dünya ekonomik krizinin ve özellikle dünya petrol fiyatlarının çöküşünün; İran’ın bağımsız burjuva ulusal projesinin başarısızlığının ve sonuncu ama bir o kadar önemli olarak, Ruhani’nin Batı yatırımını çekmek amacıyla uyguladığı acımasız kemer sıkma önlemlerinin bir ürünüdür.

ABD’nin ve Avrupa’nın İran’a yönelik sert ekonomik yaptırımlarının toplumsal olarak patlayıcı sonuçlarına dikkat çeken Ruhani ve onun siyasi akıl hocası Haşimi Rafsancani (eski cumhurbaşkanı ve Batılı emperyalist güçlere stratejik yönelimin uzun süreli savunucusu), 2014’te, Ayetullah Hamaney’e ve İslamcı yönetimin diğer başlıca bileşenlerine karşı bir rota değişikliği konusunda başarıya ulaşmıştı. Bu, Washington ve Avrupa Birliği ile uzlaşma arayışı yönünde açık bir girişimdi.

Bu politika, dört yıl önce Yeşiller için olduğu gibi, 1979 Devrimi’nin ardından işçi sınıfına verilen toplumsal tavizlerden geride kalanları ortadan kaldırma yönünde yenilenmiş bir hamle ile bağlantılıydı. Geçtiğimiz dört buçuk yılda, Ruhani yönetimi, IMF’nin piyasa yanlısı politikalarını ve kemer sıkma reçetelerini izler ve Avrupalı ve ABD’li petrol devlerini çekmek için petrol imtiyazlarını belirleyen kuralları yeniden çizerken, özelleştirme ve serbestleşme yönünde hızla ilerledi.

Nihayetinde, Ocak 2016’da, ABD’nin ve Avrupa’nın en cezalandırıcı yaptırımları, Tahran’ın sivil nükleer programının büyük kısmını iptal etmesi karşılığında ya kaldırıldı ya da askıya alındı. Ancak yaptırımların kaldırılması ekonomiye bir destek sağladığı ölçüde, bunun faydaları, neredeyse tümüyle, halkın en ayrıcalıklı kesimlerinin payına düştü.

Ruhani’nin yanıtı, en son bütçe ile de görüldüğü üzere, dinci ve mollaların önderlik ettiği kurumların bütçelerini arttırırken, kitleler için kemer sıkmayı iki katlamaktır.

Toplumsal muhalefetin aniden ortaya çıkmasının başlangıcı, sıkça olduğu gibi, egemen seçkinler içindeki çatlaklar eliyle sağlandı. “Yüksek Fiyatlara Hayır” pankartı altında düzenlenen hükümet karşıtı ilk protestolar, Ruhani’nin dinci muhafazakar muhalifleri tarafından, en azından örtülü bir şekilde desteklenmişti.

Bu, kuşkusuz, bütünüyle ikiyüzlücedir. İlkeciler ve egemen seçkinlerin diğer muhafazakar hizipleri, benzer piyasa ve büyük şirket yanlısı politikaları desteklemiş; Ahmedinejad’ı, 2005’te Rafsancani’ye karşı kendisini iktidara taşımış olan popülist politikaların çoğunu görevinin son yıllarında yürürlükten kaldırmaya ikna etmede, onun “reformist rakipler”ine katılmışlardır.

Sınıf mücadelesinde yeni bir aşama

Geçtiğimiz haftaki protestolar, İran’daki ve dünya çapındaki sınıf mücadelesinde yeni bir aşamanın habercisidir. İsrail de dahil olmak üzere Ortadoğu genelinde, yükselen işçi sınıfı muhalefetinin işaretleri söz konusu. Bu, egemen seçkinlerin 2008 küresel mali krizinden bu yana geçen on yılda işçi sınıfına yönelik saldırılarını çarpıcı biçimde yoğunlaştırmış olduğu Avrupa ve Kuzey Amerika için de geçerlidir.

Can alıcı sorun, gelişen küresel işçi sınıfı muhalefetini sosyalist enternasyonalist bir strateji ile donatma mücadelesidir.

İranlı işçiler ve gençler, işçi sınıfının emperyalizme ve ulusal burjuvazinin tüm hiziplerine karşı bağımsız bir siyasi güç olarak harekete geçmesi için mücadele etmeliler.

Hükümet karşıtı hareket içinde Washington’a ve/veya başka emperyalist güçlere yönelmeyi savunan her türlü sağcı güç teşhir edilmeli ve siyasi olarak yalıtılmalıdır. Geçtiğimiz yüzyılda Ortadoğu halklarının demokratik ve toplumsal özlemlerini boğan, çeyrek yüzyıldır yağmacı savaşlarla bölgeyi mahveden ve bugün İran halkını ve tüm bölgeyi çok daha kanlı bir çatışmanın içine çekmekle tehdit eden, emperyalizmdir.

İran burjuvazisi, 1906 Anayasa Devrimi’ne kadar uzanan geçmişinin gösterdiği gibi, gerçek demokrasiyi ve emperyalizmden kurtuluşu sağlamaktan tümüyle acizdir. Çünkü bunu yapmak, kitlelerin, onun bencil sınıfsal çıkarlarını ve emellerini tehlikeye sokacak boyutlarda devrimci bir seferberliğini gerektirir.

İşçiler ve gençler, kitlelerin ayaklanmasının her şeyi çözeceği iddiasıyla devrimci program ve önderlik uğruna mücadeleyi kötüleyenleri de ellerinin tersiyle itmeliler. Mısır’daki 2011 “Baharı” ve 1979 İran Devrimi dahil, tarihten ders alın.

Otuz dokuz yıl önce, Şah’ın ABD destekli kanlı yönetimi, işçi sınıfının başını çektiği güçlü bir kitle hareketi eliyle tarihin çöplüğüne atılmıştı. Ancak işçi sınıfı, Stalinist Tudeh Partisi ve çeşitli küçük burjuva sol güçler tarafından, ulusal burjuvazinin Ayetullah Humeyni ve Şii mollalar önderliğindeki sözde ilerici kanadına tabi kılındı. Devlet aygıtını ele geçiren bu güçler, onu, derhal, bağımsız işçi sınıfı örgütlenmelerinin tüm biçimlerini vahşice ezmek ve kapitalist egemenliği yeniden istikrara kavuşturmak için kullandılar.

Bugün, yeni bir işçi sınıfı dalgasının, uluslararası sosyalist devrimin parçası olarak, İslami siyasi düzenle, bir bütün olarak İran burjuvazisiyle ve emperyalizmle hesaplaşması gerekiyor.