Katalan milliyetçileri kriz seçimlerinde kıl payı çoğunluk sağladı

Alex Lantier ve Alejandro López
29 Aralık 2017

Katalan milliyetçisi partiler, İspanyol hükümetinin 1 Ekim’deki Katalan bağımsızlık referandumu eliyle tırmanan krizin ortasında çağrısını yaptığı özel seçimlerde, 135 sandalyeli Katalan meclisinde, kıl payı bir çoğunlukla, 70 sandalye kazandılar.

Katalonya İçin Birlikte (JxCat) 34 sandalye kazanırken, Katalonya Cumhuriyetçi Solu (ERC) 32, Halkın Birliği Adaylığı (CUP) 4 sandalya elde etti. Ayrılma karşıtı kampta, Yurttaşlar partisi 36 sandalye kazanırken, Katalonya Sosyalist Partisi (PSC) 17, Halk Partisi (PP) 3 sandalye elde etti. İspanyol ve Katalan milliyetçiliği arasında tarafsızlık ilan eden Podemos’un Katalan şubesi Catalonia en Comú (CeC), 8 sandalye kazandı. Seçime katılım oranı yüksekti (yüzde 82).

Bu sonuç, İspanyol egemen seçkinlerinin, seçimlerin İspanya hükümeti ile Katalan bölgesel yönetimi arasındaki gerilimi hızla çözme olanağı sağlayacağı umutlarını altüst etti. Madrid ile Barselona arasındaki anlaşmazlık, derin siyasi belirsizliğin ortasında devam edecek ve tırmanacak.

İspanya Başbakanı Mariano Rajoy’un PP hükümeti, Katalonya’daki, Avrupa Birliği tarafından desteklenen bastırma stratejisinin parçası olarak seçim çağrısı yapmıştı. PP hükümeti, Yurttaşlar ile İspanya Sosyalist Partisi’nin (PSOE) desteğiyle, 1 Ekim’de, Katalan ayrılıkçı partileri tarafından düzenlenen bağımsızlık referandumunda, barışçıl seçmenlere acımasız bir baskı uygulamıştı. Hükümet, daha sonra, Katalan yönetimini askıya almak için İspanya anayasasının 155. maddesine başvurdu ve PP yanlısı bir çoğunluk elde etme umuduyla dünkü seçimlerin çağrısını yaptı.

Ne var ki, Rajoy’un stratejisi geri tepti. PP’nin tehditlerine ve çok sayıda Katalan milliyetçisi politikacıyı tutuklamasına rağmen, Katalan milliyetçileri çoğunluklarını korudular. Katalonya’da geleneksel olarak zayıf olan PP, oylarında küçük düşürücü bir çöküşe uğradı.

PP yanlısı basında, karşılıklı suçlamalar daha dün akşamdan başlamıştı. Sağcı gazete ABC’de yayınlanan “Seçimler bunun için mi?” başlıklı bir makalede, Curri Valenzuela, “Mariano Rajoy, olabildiğince çabuk bir şekilde seçim çağrısı yaparak bir hata yaptı.” açıklamasında bulundu.

Katalan meclisindeki kesin sonuç belirsizliğini koruyor. Seçilen 70 Katalan milliyetçisi vekilden sekizi fiziken meclise gidemeyecek. Bunların beşi (görevden alınan Katalan bölgesel başkanı Carles Puigdemont,, Clara Ponsatí, Toni Comín, Lluís Puig ve Meritxell Serret) İspanya’nın tutuklama kararlarından kurtulmak için yurtdışına kaçmış; üçü (görevden alınan bölgesel başkan yardımcısı Oriol Junqueras, Jordi Sanchez ve Joaquin Forn), hapse atılmış durumda. Bu durum, Katalan milliyetçilerini, çoğunluk için gerekli 68’den altı oy eksik bırakacak.

Bu kişiler, gerekli meclis çoğunluğunu sağlamak için, sandalyelerini daha alt düzey JxCat ya da ERC üyelerine bırakabilirler. Bununla birlikte, Puigdemont, partisinin aralarında en çok oyu aldığı Katalan milliyetçisi güçlerin zaferine atıfta bulunarak, Katalonya’ya geri dönmeye ve haklarının iade edilmesini talep etmeye de çalışabilir.

PP’nin sonuçlara ilk tepkisi, baskıyı arttırmaya hazırlandığına işaret ediyordu. Dün, Rajoy, Katalan yönetiminin Madrid’e itaat etmemesi durumunda yeniden 155. maddeye başvurma ve yönetimi askıya alma tehditlerini yineledi. O, “Yasalara itaat edin; yoksa ne olacağını zaten biliyorsunuz.” dedi.

Guardia Civil [İspanyol jandarması], Junqueras hapisteyken ERC’nin başına geçen Marta Rovira’yı ve CUP sözcüsü Anna Gabriel’i de kapsayan başka Katalan milliyetçilerine karşı Yüksek Mahkeme’de yeni suçlamalar getirdi. O, ayrıca, Diada ulusal gününde yapılan bir barışçıl protesto çağrısını vatana ihanet eylemi olarak suçlayarak, daha fazla sayıda Katalan milliyetçisine yönelik yeni suçlamalara da zemin hazırladı.

Guardia Civil, protestoların, “İspanyol devletini ve onu destekleyen kurumları reddetme, hatta onlardan nefret etme biçimindeki tehlikeli bir duygu virüsünü” teşvik ettiğini ileri sürdü ve ekledi: “Yurttaşların bu protestolarında, bilinçli bir şekilde planlanmış sürekli bir itaatsizlik stratejisi uygulama çağrıları vardı.”

Seçim kampanyası sırasında, PP’li yetkililer, devletin yargı organının bağımsız soruşturmalarının olduğu yalanından vazgeçtiler. Gerçekte, PP, yargıyı, muhalifleri ile hesaplaşmak için kullanıyor. PP’li Başbakan Yardımcısı Soraya Saenz de Santamaría’nın Girona’daki bir mitingde söylediği gibi: “ERC’yi ve PDECat’ı, kafalarının koparılmasının ardından kim öndersiz bıraktı? Mariano Rajoy ve PP. Yasaya uyulmamasına kim son verdi? Mariano Rajoy ve PP. … Peki, ayrılıkçılığı ortadan kaldırmaya devam etmek için oyları kim hak ediyor? Mariano Rajoy ve PP.”

Ancak seçmenler, yalnızca PP’ye değil, aynı zaman Katalan milliyetçisi partilerin koalisyonuna da bir ders verdiler. Katalan seçimlerinin sonuçları, PP’yi küçük düşürmekle birlikte, Katalan milliyetçilerinin, AB’ye yönelmiş ve İspanya’ya düşman bağımsız bir kapitalist Katalan Cumhuriyeti kurma biçimindeki gerici programına çoğunluğun destek verdiğini göstermiyordu. Bu program, Katalonya’daki kentli işçiler arasında geleneksel olarak yaygın muhalefetle karşılaştı.

Katalan milliyetçileri, geçerli oyların çoğunluğunu kazanmayı ya da oylarını ciddi anlamda arttırmayı başaramadılar. Yurttaşlar partisi, yüzde 25,36 ile en çok oyu aldı; onu yüzde 21,68 ile JxCat ve yüzde 21,4 ile ERC izledi. Bu, CUP’un yüzde 4,45’lik oranıyla birlikte, Katalan ayrılıkçısı partilerinin, hep birlikte, oyların yalnızca yüzde 47,53 elde ettiği anlamına geliyor.

Onlar, 1970’lerin sonundaki parlamenter demokrasiye “Geçiş” sırasında İspanya’daki faşist yönetim tarafından seçim bölgelerine yönelik seçim hilesinin istemeden yol açtığı bir sonuç olarak, bölgesel mecliste çoğunluğu elde ettiler. Bu seçim hilesi, o zamanlar sosyal demokrat ya da Komünist Parti adaylarına oy veren kentsel bölgelere karşı kırsal bölgeleri kayırıyordu. Ancak bu, o zamandan beri, seçmen desteği artık kırsal alanlarda yoğunlaşan Katalan milliyetçileri için bir avantaja dönüştü.

Ayrılıkçı güçler, Katalonya’nın başlıca kentsel bölgeleri olan Barselona’daki ve Tarragona’daki oyların yalnızca yüzde 44’ünü ve yüzde 49,5’ini kazandılar. Buna karşılık, Girona’da oyların yüzde 63,7’sini, Lleída’da ise yüzde 64,2’sini aldılar.

Seçmenlerin Katalan ayrılıkçısı programı “devrimci” renklere boyamaya çalışan güçlere yönelik bıkkınlığının bir diğer belirtisi olarak, CUP’un oyları, çarpıcı biçimde, 2015’teki yüzde 8,2’den bu yıl yüzde 4,45’e düştü. CUP vekillerinin sayısı ise 10’dan 4’e indi.

Barselona’nın çevresindeki geleneksel olarak ayrılıkçılık karşıtı “kızıl kuşak”; yani, “Geçis”ten hemen sonraki dönemde tarihsel olarak sosyal demokratlara ya da Komünist Parti’ye oy vermiş olan işçi sınıfı mahalleleri, PSC’ye ya da Podemos’a değil ama Yurttaşlar partisine oy verdiler. PP ile sıkı bağlara sahip sağcı bir parti olan Yurttaşlar, buna rağmen PP’yi eleştiren ve krizi çözmek için daha akılcı ve daha az saldırgan bir strateji istediklerini ilan eden bir kampanya yürüttü. Yurttaşlar, sandalye sayısını 25’ten 37’ye çıkarmayı başardı.

Seçim, küçük burjuva parti Podemos ve onun, sandalye sayısı 11’den 8’e düşen Katalan şubesi CeC için de önemli bir yenilgi oldu. Bu, Podemos’un, son genel seçimlerde milyonlarca oy almış olmasına karşın, PP’nin diktatörlük politikalarına herhangi bir muhalefet örgütlememesine ve kemer sıkmaya verdiği desteğe yönelik bir seçmen tepkisini temsil ediyor.

Madrid’in Podemos destekli belediye başkanı Manuela Carmena, kısa süre önce, İspanya Maliye Bakanlığı’nın kemer sıkma taleplerini yerine getirmek için milyonlarca avroluk bütçe kesintilerini kabul etti. Podemos’un Genel Sekreteri Pablo Iglesias, “bir harcama kuralı” olduğu için kentlerin “yasalara uyma” gerekliliğinin “mantıklı” olduğunu söyleyerek, kesintileri savundu. Iglesias, “Madrid Kent Konseyi, bir iyi yönetim örneğidir ve öyle olmaya devam edecektir.” diye ekledi.